|
KPSS
Eğitim Bilimleri Gelişim Psikolojisi Konuları
KPSS
Dil Gelişimi Konu Özeti
DİL GELİŞİMİ
Dil gelişiminde de, tıpkı öteki gelişim alanlarında olduğu gibi,
aynı yaşlardaki çocuklar benzer özellikler göstermektedirler. Aynı
yaşlardaki çocukların kullandıkları sözcüklerin sayısı, kurdukları
cümle yapıları, hatta ses tonları ve vurgulamaları bile birbirlerine
benzemektedir. Bu benzerlikleri dikkate alan gelişim psikologları,
dil gelişiminin bilişsel gelişime paralel olarak ortaya çıktığını
kabul ederler.
Birey, bilişsel gelişim dönemlerinde ilerledikçe dil kullanımındaki
beceri ve yetenekleri de artmaktadır. Bilindiği gibi yeni doğmuş
bebeklerin çıkardıkları sesler, farklı tonlardaki ağlamalar ile
sınırlı kalmaktadır. 3 aylık olduklarında bebeklerin, keyiflerinin
yerinde olduğunu gösteren sesler de çıkardıklarına tanık oluruz. 6
aylık bebekler, daha uzun süreli sesler çıkarmaya başlarlar. Bir
yaşa doğru ilerledikçe, bebeklerin çıkardığı seslerin
tonlamalarında, vurgularında belirgin farklılaşmalar bekler. Öyle
ki; anneler henüz hiçbir anlamlı sözcük çıkarmamış olsa da,
bebeklerinin ne istediklerini çıkardıkları seslerden anlarlar, adeta
bebeklerinin kendileri ile sözcüksüz bir iletişim kurduklarını
hissederler. Bebekler 12 aylık kadarken ilk anlamlı sözcüklerini
söylerler. 12. ayın sonunda bebeklerin sözcük dağarcığında ortalama
3, 18. ayın sonunda 20 kadar sözcük bulunmaktadır. 2 yaş sonunda
sözcük sayısı 200 civarını, 5 yaş sonunda ise 2000'ı bulur
Anlaşıldığı gibi bir buçuk yaşından sonra, sözcük dağarcığında hızlı
bir genişleme ortaya çıkmaktadır. Bu durum dil gelişiminin diğer
alanlardaki gelişim ile yakından ilişkili olduğunu göstermektedir.
Özellikle motor gelişim ile dil gelişimi arasında sıkı bir ilişki
bulunmaktadır. Sonuç olarak fiziksel gelişim ile birlikte bilişsel
gelişim, dil gelişimine zemin hazırlamaktadırlar.
Bebeklerin çıkardığı ilk ses, farklılaşmamış seslerden oluşan
ağlama, nasıl oluyor da zengin dilbilgisi kurallarını içeren bir
yetişkin konuşmasına dönüşüyor?
Bu soruyla ilişkili olarak çeşitli araştırmalar ve geliştirilmiş
kuramlar bulunmaktadır. Dil gelişiminin nasıl ortaya çıktığına
ilişkin farklı görüşler vardır.
Şimdi bu görüşlerden ikisine ele alırsak:
A. Davranışçı Görüş
Bu görüşe göre çocuklar konuşulan dili, herhangi bir şeyi
öğrendikleri gibi öğrenirler. Bebeklerin, kendilerini istendik
sonuçlara götürdüğünü keşfettikleri sesleri tekrar etmeleri ile,
konuşulan dil öğrenilmeye başlanır. Bebekler sesleri tekrar ederken,
günlük dildeki sözcüklere benzeyen sesler çıkardıklarında,
çevrelerindeki yakınları tarafından ödüllendirilirler. Böylece
bebek, söylediği zaman pekiştirilen sesleri daha sık kullanmaya
başlar. Pekiştirilmeyen seslerin kullanılma sıklığı ise azalır.
Sonuçta da konuşma şekillenir. Pekiştirilmenin yanı sıra, bebeklerin
sıklıkla duydukları sesleri taklit etmeleri de dilin kazanılmasında
önemli olmaktadır.
Ancak bazı kuramcılara göre, dil gelişimi
ni yalnız taklit ya da pekiştirmeyle açıklamak mümkün olmamaktadır.
Aynı evde yetişen çocukların farklı zamanlarda konuşmaya başlaması,
bunun yanında farklı kültürlerde yetişen çocukların söyledikleri ilk
sözcüklerin benzer sesleri içermesi, hiç işitemeyen çocukların özel
eğitimle konuşmayı öğrenebilmesi gibi nedenler, dil gelişimine
yönelik farklı bakış açılarının ortaya çıkmasına yol açmıştır.
B. Psikolinguistik Yaklaşım
Chomsky ve Lenneberg gibi dilbilimciler, dil gelişiminin
biyolojik temellere dayandığını öne sürmektedirler. Ancak, çevresel
koşulların dil gelişimi üzerindeki etkilerini de göz ardı
etmemektedirler.
Dil Gelişimini biyolojik ve psikolojik temellere bağlı olarak
açıklayan kuramlara "psikolinguistik kuramları" adı verilmektedir.
Bunların içinde en önemlisi Chomsky'nin kuramıdır. Bu kurama göre
insanlar doğuştan dil öğrenebilmek için özel bir mekanizmaya
sahiptirler. Bu mekanizma, çocuğun çevresinde konuşulan dili
içselleştirmesini, kurallarını anlayarak öğrenmesini ve daha sonra
da uygun dilbilgisi kuralları ile konuşmasını sağlar. Dil
kurallarını kavrama ve kullanmayı mümkün kılan bu mekanizma
sayesinde tüm çocuklar aynı aşamalardan geçerek, biyolojik olarak
belli bir olgunluk düzeyine geldiklerinde, tıpkı yürümeyi öğrenir
gibi konuşmayı öğrenmektedirler.
Kısaca söylemek gerekirse, psiko-linguis-tik kuramlara ilişkin
olarak konuşmayı öğrenmede, sözcüklerin anlamlarını 'kavrama" ve
"anlamlı sesler çıkarma ya da konuşma" olmak üzere iki farklı
süreçten söz edilebilir. Bu süreçler birbirleri ile iç içedir ve
bilişsel gelişime paralel olarak gelişme gösterirler.
KISACA:
Bilişsel gelişime ilişkin olarak "düşünme ve kavrama sisteminde
ortaya çıkan gelişmeler" biçiminde genel bir tanım verilebilir. Je-an
Piaget, bilişsel gelişimi açıklamaya yönelik kapsamlı bir kuram
geliştirmiştir. Pi-aget'ye göre bilişsel gelişimde önemli olan
biyolojik olgunlaşma ile, geçirilen öğrenme yaşantılarının
etkileşimidir.
Bilişsel gelişim büyük ölçüde biyolojik olgunlaşmadan etkilenmekle
birlikte, bireyin yaşını bilmek, onun hangi dönemde olduğunu bilmek
için kesin bir ölçü olmamaktadır. Öte yandan, herhangi bir yaşta,
bilişsel olarak birden fazla dönemin özelliklerini taşımak da
olasıdır. Piaget ergenlik dönemi ve sonrasına denk gelen son gelişim
dönemini, "soyut işlemler dönemi" olarak ifade etmiştir. Ancak, yine
Piaget'ye göre, bilişsel gelişim biyolojik olgunlaşma ile birlikte
geçirilen yaşantılardan da etkilendiği için, bazı yetişkinlerin
yaşları ne olursa olsun soyut işlemler dönemine ulaşamamış olması da
mümkün olabilir.
Bilişsel gelişim, birbirini izleyen dört dönem içinde ortaya
çıkmaktadır. Dönemler ilerledikçe, çocukların kavrama ve problem
çözme yeteneklerinde niteliksel gelişmeler gözlenmektedir.
Bilişsel gelişim dönemlerinden ilki Duyu-sal-Motor Dönemdir.
Doğumdan iki yaşa kadar olan bu dönem içinde bebekler, duyuları ve
motor faaliyetleri yoluyla dış dünya ile ilişki kurar, dönem içinde
ilerledikçe çevresinde olup bitenleri ve kendisinin çevresinden
farklı olduğunu keşfetmeye başlarlar. Dönem içinde nesne
devamlılığının kazanılması ile bilişsel gelişimde refleks düzeyinde
tepki verilen dönemden zihinsel işlemlerin kullanılmaya başlanmasına
bir geçiş olur.
2-7 yaş arasına denk gelen bilişsel gelişim dönemi İşlem Öncesi
Dönemidir. Bu dönemdeki çocuklar ben-merkezci bir düşünce yapısına
sahiptirler. Bu dönemde mantıklı düşünme işlemi henüz gelişmemiş
olduğundan, çocuklar nesnelerin görüntülerinin etkisi altında
kalırlar. Henüz bilişsel yapıları korunumu kavrayabilecek düzeye
ulaşmamıştır. Tek yönlü bir mantık işletirler. Hayal dünyaları
oldukça geniştir.
7-12 yaş arasında yer alan Somut İşlemler Dönemi'nde, çocuk bilişsel
güçlüklerin üstesinden gelmeye başlar. Korunum problemleri bu
dönemde çözülür, çocuk işlemleri tersine çevirebilir. Sınıflama ve
sıralama işlemlerini yapabilir.
Bilişsel gelişim dönemlerinden sonuncusu Soyut İşlemler Dönemi'dir.
Ergenlik döneminden başlayarak, yetişkinlik yıllarına doğru uzanır.
Ergenlik dönemi içinde, işlem öncesi dönemdekine benzer ben-merkezci
düşünce biçimi yeniden gözlenir. Bu dönemde soyut düşünce yetisi
geliştiği için, soyut kavramlar kullanılarak, üzerlerinde fikir
yürütülür. Genelleme, tümdengelim, tümevarım gibi zihinsel işlemler
yapılır.
Son dönem olan soyut işlemler döneminden sonra, bilişsel yapıda
niteliksel bir gelişme ortaya çıkmaz. Ancak geçirilen yaşantılara
bağlı olarak niceliksel gelişmeler olabilir Öğrencilerin okullarda
gösterdikleri başarı, zihinsel yeteneklerinin dışında birçok farklı
değişkenle de ilgilidir. Okullarda rehber öğretmenleri katkısı ile,
başarı düzeyi arttırılabilir.
Dil gelişimi de, bilişsel gelişime paralel olarak ortaya çıkan bir
gelişim alanıdır. Dil gelişiminin nasıl ortaya çıktığına ilişkin
farklı görüşler bulunmaktadır. Bunlardan davranışçı görüşe göre
çocuklar konuşulan dili, herhangi bir şeyi öğrendikleri gibi
öğrenirler. Çıkardıkları seslerin pekiştirilmesi ve çevredeki
seslerin taklidi ile konuşma öğrenilir.
Dil gelişimini biyolojik temellere bağlayan görüşlere göre ise, dil
gelişiminde biyolojik ve psikolojik temeller bir arada işe
koyulmaktadır. Dil gelişimini biyolojik ve psikolojik etkenlere
bağlı olarak açıklayan kuramlara psikolinguistik kuramlar adı
verilmektedir. Psiko-linguistik kuramlarda, konuşmanın
öğrenilmesinde, sözcüklerin anlamlarını kavrama ve anlamlı sesler
çıkarma ya da konuşma olmak üzere iki farklı süreçten söz
edilmektedir. Bu süreçler birbirleri ile iç içedir ve bilişsel
gelişime paralel olarak gelişme gösterirler.
Dil kullanımında da yaşa bağlı olarak değişiklikler ortaya
çıkmaktadır. Bir yaşlarında iki-üç sözcükle başlayan konuşma, beş
yaşlarında 2000'i geçen sözcük sayısı ve gramer yapısı ile, bir
yetişkininkine benzer biçime dönüşür.
Öğretmenlerin bilişsel gelişimle birlikte dil gelişimini de
desteklemek için, okulda her gelişim düzeyinde alabilecekleri
önlemler bulunmaktadır.
|
 |