|
KPSS
Eğitim Bilimleri Gelişim Psikolojisi Konuları
KPSS
Erik Erikson'un Psikososyal Gelişim Dönemleri Konu Özeti
Erikson klasik
psikoanalitik kurama bazı yeni görüşler eklemekle beraber temelde
psikoanalitik kuramdan tam olarak ayrılmamıştır. Erikson insan yaşam
döngüsünde sekız evre belirlemiştir. Dönemler incelendiği zaman özde
bir ayrılık olmadığı, ancak deyiş ayrılıkları ve bazı eklentilerin
bulunduğu görülür.
BEBEKLİK DÖNEMİ
1- Güvene karşı güvensizlik: Erikson semasındaki ilk evre,
klasik psikoanalitik kuramda genellikle yaşamın ilk yılını kapsayan
oral evrenin karşılığıdır. Erikson'un görüşüne göre bu dönemde
ortaya çıkan sosyal etkileşim boyutu bir uçta güven, diğer uçta ise
güvensizliktir. Çocuğun dünyaya, başka insanlara ve kendine güvenme
derecesi büyük ölçüde gördüğü bakımın niteliğine bağlıdır.
Gereksinimleri uyarıldıkları anda karşılanan, rahatsızlıkları
çabucak giderilen, bağ basılan, okşanıp sevilen, kendisiyle oynanan,
konuşulan bebek dünyanın yaşam için güvenilir bir yer olduğu ve
insanların yardımcı ve güvenilebilir oldukları yolunda bir duygu
geliştirir. Bakımın tutarsız, yetersiz ve reddedici olduğu zamansa
bebekte genel olarak dünyaya, özel olarak da insanlara karşı daha
sonraki gelişim evrelerine taşıyabileceği temel bir güvensizlik,
korku ve kuşku tutumu gelişir. Bu duygu bir yandan çevrenin
güvenirliğini yansıttığı gibi bir yandan da kendi benliğinin
süreklilik ve aynılık taşıyan bakılmaya değer bir varlık olduğunu
gösterir. Yani hem çevre hem de kendi varlığı güvenilir
niteliktedir.
Çevremdekiler bana bakıyor, veriyor, varlığını tanıyor. Onların
sürekli, tutarlı ve aynı kişiler oluşu güvenilir kesinliktedir.
"Bende verilmeye bakılmaya değer, güvenilen bir varlığım" Bu evrede
çocuk kendi varlığını kendisine verilenle eş tutmaktadır. "Ben bana
verilenim". Çocuğa çok iyi bakım veren bakıcılarında süreklilik
olması gerekir.Ve aynılık bulunmayan çocuk yuvalarında en önemli
sorun temel güven duygusunun gelişmemesi ya da yıkılmasıdır.
Burada belirtmek gerekir ki, temel güven ya da güvensizlik sorunu
yaşamın ilk yılında, bir daha karşılaşmamak üzere tamamen
çözümlenmiş değildir. Birbirini izleyen gelişim evrelerinin her
birinde yeniden ortaya çıkacaktır. Bunun öyle olmasında hem umut hem
de tehlike vardır. Güvensizlik, duygusu ile okula başlayan çocuk,
kendini güvenilir yapacak bir öğretmene ihtiyaç duyar.
OKUL ÖNCESİ DÖNEMİ
2- Özerkliğe Karşı Kuşku ve Utanç
Bu ikinci gelişim döneminde, çocuğun yürümeye ve konuşmaya
başlaması ile annesine olan bağımlılığında azalma başlamıştır.
Yürüme, koşma, istediği nesneleri eline alma, istediklerini bırakma
tuvalet kontrolünün ortaya çıkmasını da beraberinde getirir. Böylece
çocuk özerk bir biçimde davranmaya ve bu bağımsız eylemlerinden zevk
almaya başlar. Çocuğa eylemlerini kontrol etme olanağını vermek,
özerklik duygusunun gelişmeye başlamasını sağlayacaktır.
Eğer ana-baba küçük çocuğun yapabildiklerini yapabildiği kadar
istediği zamanda ve hızda yapmaya olan gereksinimini bilir ona göre
davranırsa çocuk kaslarını ve çevresini kontrol edebileceğine
ilişkin bir duygu özerklik duygusu, geliştirir.
kendisine verilenle eş tutmaktadır. "Ben bana verilenim". Çocuğa çok
iyi bakım veren bakıcılarında süreklilik olması gerekir.Ve aynılık
bulunmayan çocuk yuvalarında en önemli sorun temel güven duygusunun
gelişmemesi ya da yıkılmasıdır.
Burada belirtmek gerekir ki, temel güven ya da güvensizlik sorunu
yaşamın ilk yılında, bir daha karşılaşmamak üzere tamamen
çözümlenmiş değildir. Birbirini izleyen gelişim evrelerinin her
birinde yeniden ortaya çıkacaktır. Bunun öyle olmasında hem umut hem
de tehlike vardır. Güvensizlik, duygusu ile okula başlayan çocuk,
kendini güvenilir yapacak bir öğretmene ihtiyaç duyar.
Aşırı koruyucu ya da baskıcı bir çocuk yetiştirme tutumu ile
çocuğunkiler yerine kendi istekleri ve kurallarını geçerli kılan,
davranışlarının kontrolünü çocuğa bırakmayan anne babalar, çocuğun
özerk olma çabalarını engelleyeceklerdir.
Anne-babanın aşırı kontrolü çocuğun kendi kapasitesine yönelik
kuşkulara düşmesine ve utanç duymasına yol açacaktır. Çocuğun
davranışlarını çok sıkı bir biçimde denetleyen, hoşgörüsüz,
"mükemmel" davranışı elde etmek için sık sık cezaya başvuran anne
baba tutumu, çocukta "tek başına hiç bir şeyi beceremem" duygusunu
oluşturur kuşku ve utanç duygularını ortaya çıkmasına yol açar. Eğer
çocuk bu evreyi özerklik duygusundan daha 'ağır basan utanç ya da
kuşku duygularıyla geçerse, bu onun daha sonraki ergenlik ve
yetişkinlik özerklik girişimlerini olumsuz yönde etkileyecektir
Tersine bu evreyi utanç ve kuşku duygularının çok üstünde özerklik
duygusu ile geçen çocuk yaşamın daha sonraki evreleri için özerklik
yönünden iyi hazırlanmış demektir. Öte yandan, bu dönemde özerkliğin
kuşku ve utançla oluşturduğu böyle bir denge daha sonraki olaylarla
olumlu ya da olumsuz yönde değişebilir. Öte yandan "çocuk zarar
görür" kaygısıyla, çocuğun özgürce davranmasına olanak tanımayan
aşırı koruyucu ana-baba tutumu da özerklik duygusunun gelişmesini
engelleyecektir. Kuşkusuz her ana babanın çocuklarına yardımda
telaşlı olduğu zamanlar vardır. Çocuklar bu gibi masum yanlışları
bağışlayacak kadar cesurdur.
3- Girişimciliğe Karşı Suçluluk
Bu dönemde artık yürüme ve konuşmaya ilişkin bir sorunu kalmayan
çocuk, özerk yani bağımsız bir biçimde hareket edip, isteklerini,
dile getirebilme dil gelişimine ve rahatlıkla hareket edip,
çevresini araştırabil-mesine bağlı olarak, çocuğun etrafında olup
bitenlere yönelik merakı da artar. Çevresinde olayları anlayabilmek
için sürekli sorular sorar, girişimlerde bulunur.
Cinsiyet farklılıkları da bu yaşta keşfedilerek bu konuda da sorular
sorulur. Çocuğun sorduğu sorular yüzünden azarlamak, araştırma ve
girişimlerine engel olmak, çocukta suçluluk duygularının gelişmesine
neden olacaktır.
Bu dönemde yetişkinlerin dünyasını da merak etmeye başlayan çocuk,
çevresindeki büyükleri de izlemeye başlar. Ancak kendi fiziksel
yapısının ufaklığı, yetişkini adeta birer "dev" gibi algılamasına
neden olur. Çocukların bu dönemde hayal dünyaları da oldukça
geniştir. Bazı çocuklar hayallerinde asla anne-babaları gibi
olmayacaklarından, büyüdüklerinde de hep böyle küçük kalacaklarından
korkabilirler. Çocuğu sürekli eleştiren, soruları ve eylemleri için
suçlayan bir yetişkin tutumu, çocuğun suçlanmasına, kendi
davranışlarını daima hatalı bulmasına yol açar ve "Asla büyükler
gibi olamayacağım" türden korkular geliştirmesine neden olabilir.
Suçlanmanın bir başka yanı ise girişimciliğin engellenmesidir.
Suçlanan çocuk araştırmadan vazgeçerek kendi kabuğuna çekilebilir.
Çocuğun araştırma girişimlerini destekleyerek, sorduğu sorulara
anlayabileceği biçimde uygun cevaplar veren, sevecen ve ilgili
yetişkin modeller olan anne-babalar, çocuğun bu dönemi başarıyla
atlatarak bir sonraki döneme ilerlemelerine yardımcı olurlar.
Anaokullarının Psiko-Sosyal Gelişime Etkisi
3-6 yaşları arasına denk gelen anaokulu yılları ile, psiko-sosyal
gelişim dönemlerinden girişimciliğe karşı suçluluk karmaşasının
yaşandığı dönem, birbirleriyle çakışmaktadır.
Erikson'a göre okul öncesi dönemde sağlanan uygun çevresel koşullar
kendine güven, bağımsızlık, özerklik, girişimcilik gibi kişilik
gelişimini olumlu yönde etkileyen duyguların kazanılmasında büyük
önem taşımaktadır.
İLKOKUL DÖNEMİ
4- Çalışma ve Başarılı Olmaya Karşılık Aşağılık Duygusu
Bu dönemde ilkokula başlayan çocuk için artık oyun oynamak eski
çekiciliğini kaybetmiş yerini bir şeyler üretmek, yaptığı işlerle
başarılı olmak isteği almıştır Yaptığı işler için beğeni toplamak,
arkadaşları ve yetişkinler tarafından takdir edilmek, bu dönemdeki
çocukların fiziksel ve zihinsel kapasiteleri açısından da artık yeni
şeyler öğrenmeye ve üretmeye hazırdırlar.
Bu dönemde çocuklarda çalışma isteği yaratmak ve onlara başarı
duygusunu tattırmak büyük önem taşımaktadır. Erıkson, çocukları "ben
başarılıyım" duygusunu yaşamaların ana-baba tutumlarının yanı sıra,
okul ortamına da sorumluluk yüklemekte. Çocukların yaptıkları işleri
takdir eden, başarılı olabileceği alanlarda çocuğun kendini
sınamasına olanak veren anne-baba ve öğretmenler, bu gelişim
döneminde yer alan başarılı olmaya karşı aşağılık duygularına
kapılma karmaşasının üstesinden gelinmesinde çocuğa yardımcı olurlar
"Ben başarılıyım" inancı ile kişilik gelişimi olumlu olarak
etkilenmiş çocuk bir sonraki gelişim dönemine güvenle girer Aksi
halde kendisi, yeterince başarılı olarak algılamayan, yaptığı işler
ve çalışmalar çoğunlukla akranları ve yetişkinler tarafından
onaylanmayan çocuklarda aşağılık duygusunun tohumları kişilik
yapısına eklenmiş olmaktadır.
İlkokullar ve Psiko-Sosyal Gelişim
Okul çağına giren çocuklar günlerinin büyük bir kısmını okulda
öğretmenleri, ve arkadaşlarıyla geçirmeye başlarlar. Okul yaşamında,
derslerinde başarılı olma, çocuğun kendine güvenmesi açısından
önemli olmaktadır.
Doğal olarak kişiler yetenekli oldukları alanlarda daha kolay
başarılı olurlar. Okulda, çocuğun kendisini tanımasına,
yeteneklerinin farkına varmasına rehberlik yapmak gerekir. Yetenekli
olduğu alanda çalışma olanaklar, sağlanarak çocuğa başarıyı
tattırmak çocuğun kişilik gelişimine olumlu katkılarda bulunacaktır.
İlkokulda başarılı olmanın sadece türkçe, matematik gibi temel
derslerdeki başarıya bağlı olmadığını unutmamak gerekir.
Öğrencilerin bazıları matematikte, bazıları beden eğitiminde daha
iyidir. Bazı çocuklar da sosyal ilişkilerde çok başarılıdırlar.
Kısaca, eğer araştırılacak olursa, her çocuğun başarılı olabileceği
bir alan mutlaka bulunabilir. Ancak, öğretmenlerin, öğrencilerinin
başarılı olabilecekleri alanları keşfedebilmeleri için,
iyi birer gözlemci olmaları, gelişim dönemlerine uygun olarak
hazırlanmış farklı ortamlarda, öğrencilerini izlemeleri gerekir.
Öte yandan öğrencinin başarılı olması kadar başarılarının farkında
olması da önem taşımaktadır. Ayırım yapmadan her öğrenciyi
desteklemek, özellikle güvensiz öğrencilerin küçük ilerlemelerinin
bile farkına varıp, bunu öğrenciye iletmek, psiko-sosyal gelişimi
olumlu yönde etkileyecektir.
ERGENLİK DÖNEMİ - ORTAOKUL LİSE YILLARI
5- Kimliğe Karşı Kimlik Bocalaması
Ergenlik dönemi çocukluktan yetişkinliğe doğru bir geçiş dönemi
olarak kabul edilmektedir. Ortaokul-lise yılları arasında denk gelen
ergenlik dönemi sırasında, organizmada gerçekleşen fizyolojik ve
biyolojik değişiklikler, bu çağa bir olarak giren bireyi, dönemin
sonunda genç bir yetişkin biçimine dönüştürür. Kuşkusuz küçük
çocuğu, genç bir yetişkin yapan değişiklikler sadece fizyolojik ya
da biyolojik etkenlere bağlı değildir. Bilişsel yapıdaki gelişme,
zihinsel yetilerin olgunlaşması, dış dünyayı algılama ve kavramada
değişikliklere yol açar.
Kısaca bu dönemde hem çocuğun kendisini ve dünyayı algılayışı hem de
diğer insanların çocuğu algılayışı eskisi gibi değildir. Eskiden hep
çocuk olarak algılanırken, şimdi kimi zaman çocuk kimi zaman da
yetişkin olarak nitelendirilmektedir. Tüm bu etkenler çocuğu, bir
kimlik aramaya doğru itmekte ve sonuçta çocuk ergenlik dönemini ya
"kimliğini kazanmış" olarak ya da "kimlik karmaşası" ile
atlatacaktır.
Ergenlik döneminde kimlik arayışı başlamasına karşın, dönemin
sonunda mutlaka kimlik duygusunun kazanılmış olması da gerekmez.
Bazı durumlarda kimliğin kazanılması sonraki gelişim dönemlerine
ertelenmiş olabilir. Her ergen bu dönemde belirli ölçülerde kimlik
oluşturmakta, ancak bazı ergenlerde bocalamanın şiddeti daha fazla
olmaktadır.
Kimlik bocalamasına yol açan etkenler üç grupta toplanabilir:
1. Düşünce sistemindeki değişiklikler
2. Cinsel rollerdeki değişmeler
3. Meslek seçimine yönelme.
Düşünce sistemindeki değişiklikler: Ergenlik çağıyla birlikte,
ergende fiziksel açıdan olduğu kadar bilişsel açıdan ortaya çıkan
değişiklikler de dikkati çekmeye başlar. Pi-aget'nin görüşüne göre
bilişsel gelişim birbirlerinden niteliksel farklılıklar gösteren
dönemlerle hiyerarşik bir sıra izleyen bir süreç içinde kendini
gösterir. Bilişsel gelişimde en son ulaşıma dönem "soyut işlemler"
dönemidir ve bireylerin bu döneme erişme yaşları,ergenlik çağına
girdiği dönemle çakışır. Bu döneme kadar olaylar arası ilişkiler ve
neden sonuç bağlantılarını, ancak somut işlemler çerçevesinde
kavrayan ve düz bir mantıkla bilişsel işlemler yapan çocuklar, bir
olaya bakış açılarının farklı olabileceğini anlık problemlerin
değişik biçimlerde çözümlenebileceğini görmeye, analiz, sentez,
transfer, tümevarım, genelleme gibi üst düzeydeki bilişsel işlemleri
yapabilmeye başlarlar.
Ancak soyut işlemler dönemine ergenlerin hepsinin aynı anda
girmedikleri gibi, bir bilişsel gelişim döneminden ötekine geçiş de
aniden değil, belirli bir süreç içinde gerçekleşir. Bu geçiş süreci
içerisindeki ergenler ise, çevrelerinde olup bitenlere ilişkin fikir
yürütülürken, "ergenlik dönemi tarzı" denilebilecek bir mantık
işletmektedirler. Bu mantık işletme tarzının bir özelliği "işlem
öncesi" bilişsel gelişim düzeyinin, bir özelliği olan "ben-merkezci"
düşüncenin yeniden ortaya çıkmasıdır. Ergen için önemli olanın kendi
düşünceleri ve kendisinin dünyayı algılayış biçimi olması da, bu
düşünce tarzının bir ürünü olarak ortaya çıkar. Ergen bu dönemde
kendi kendisini çok eleştirir, kendisini çok eleştirdiği, için de,
herkes tarafından eleştirildiğini sanır. Sanki, herkesin dikkati
onun üzerindedir, herkes onun dış görünüşüne çok önem vermektedir.
Ergenin ben-merkezci düşünce biçiminin diğer bir özelliği de, kendi
düşüncesinin, kendi inançlarının en doğru, en orijinal olduğunu
sanmasıdır. Anlaşılabileceği gibi ergen bir çelişkiler dünyasında
yaşamaktadır. Bir yandan, çevresindekilerin kendisine ilişkin
düşüncelerine çok önem verirken, bir yandan da kendisini "herkesten
daha akıllı" olarak görmektedir. Bu düşünce tarzı, ergen
yetişkinliğe doğru ilerleyip, kendine uygun bir kimlik geliştirdikçe
azalmaya başlar.
Kimliğini kazanması, bir yetişkin olabilmesi için ergenin
başlangıçta bir yetişkin modele gereksinimi vardır.
Çevresinde,güvendiği, sevdiği, kendisini yargılamadığına, olduğu
gibi kabul ettiğine inandığı bir yetişkin bulunduğunda, önceleri ona
benzemek, onun gibi olmak ister. Ancak, anne baba, öğretmen gibi
yakın çevresindeki 'yetişkinler tarafından sürekli eleştiriliyor,
davranışları yargılanıyorsa, büyüklerin "kendisini anlamadıklarına"
olan inancı pekişerek onlardan uzaklaşır. Kendisini aralarında rahat
edebileceği, anlayış ve hoşgörü bulabileceği en yakın gruba
yöneltir. Çevremizde gözleyerek ya da kitle iletişim araçları
yoluyla olduğumuz gibi çetelerin içine giren, tarikatlara katılan
gençler, kimlik bulma krizinde başarılı olmayanlara örnek olarak
verilebilir. Ergen, eğer kendisine yakınlık gösteren hiç kin
bulamazsa, bu defa tek başına kalıp içine kapanarak patolojik
davranış örüntüleri geliştirmeye başlayabilir.
Anlaşıldığı gibi ergenler, kendilerini olduğu gibi kabul eden,
sevgi, saygı gösteren, güven ve destek veren modelleri ile
karşılaşma şansına sahip olurlarsa, sağlıklıklı bir kimlik
geliştirebilirler Aksi halde kimlik arayışı ya da kimlik karmaşası
uzun yıllar boyu devam eder.
Cinsel rollerdeki değişmeler: Ergenlik dönemine gelindiğinde,
fiziksel olarak bedende erkek ve dişi özelliklerinin belirginleşmesi
ile birlikte, kadın ya da erkek cinsel rollerinin benimsenerek
kimliğe katma işlemi hızlanır.
Hızla değişen sosyo-ekonomik koşullar, geleneksel cinsel rollerdeki
değişiklikleri de beraberinde getirmişlerdir. Elli yıl geriye
gittiğinizde toplumumuzda kadın ve erkek rollerinin 'çok daha
belirgin olduğunu görebilirsiniz, o dönemlerde kız çocukları
genellikle okullarını bitirince evlenirler, anne ve ev kadını
olurlardı. Meslek sahibi kadın sayısı gü
nümüze oranla çok daha sınırlı idi. Erkek çocukları ise okurlar
evlerinin ekonomik sorumluluğunu yüklenirlerdi.
Günümüzde cinsiyet rollerine yönelik kalıp yargılar oldukça değişmiş
durumdadır. Kadınlar iş ve meslek yaşamında yüklendikleri
sorumluluklarla geleneksel olarak erkeklere has olduğu düşünülen
rolleri de üslen-meye, erkekler ise ev işlerinde ve çocuk bakımından
sorumlulukları eşleriyle paylaşmaya başladılar. Dolayısıyla kadın ve
erkek rolleri arasındaki farklılıklar günümüzde gitgide azalıyor
gibi görünmektedir.
Bireyin geliştireceği cinsiyet rolleri içinde yaşadığı toplum ve
ailesi tarafından benimsenmektedir.Yapılan araştırmalar kadın ya da
erkek cinsiyetine ait olarak kabul edilen ve çoğunluk tarafından
benimsenen cinsiyet rolleri ile ilgili kalıp yargıların bulunduğunu
göstermektedir.
Bu kalıp yargılar cinsiyet rolünün kazanılmasında da etkili olmakta,
bireyler kendi cinsiyetlerine ilişkin kalıp yargılara uygun davranma
eğilimi göstermektedirler. Günümüzde gençler arasında cinsiyet
rollerine yönelik kalıp yargıların yaygın olduğu görülmektedir. Bu
duruma bağlı olarak ergenler, cinsiyetler arasında bir farklılık
olmadığını düşünmelerine karşın, kendi cinsiyetlerine has olan
özelliklerden sıyrılamamışlardır. Bu ikilem de ergenleri, eskiye
oranla cinsiyet rollerine uygun davranışları benimsemede güçlüğe,
dolayısıyla kimlik kazanmada daha çok bocalamaya itmiş görünmektedir
Ergenlere, kimlik bocalamasının üstesinden gelebilmeleri için,
önyargılardan etkilenmeden kendi yetenek ve ilgilerini uygun
davranış özelliklerini benimsemelerinde yardımcı olunabilir. Kadın
ve erkek cinsiyet rollerine ilişkin görüşler iki grupta
toplanabilir. Bu görüşlerden birisi, kadın ve erkek cinsiyet
rollerinin tek boyutlu olduğunu, yani bireyin sadece kadın ve sadece
erkek cinsiyet rollerine sahip olabileceğini savunmaktadır. Diğer
görüş ise kadın ve erkek cinsiyet rollerinin iki ayrı boyutta
olduğunu ve bir bireyin değişik ölçülerde kadınsı ve erkeksi
özelliklere ayni anda sahip olabileceğini savunmaktadır. Kadın ya da
erkek kendi cinsiyetini reddetmeden, her iki cinsiyetin kimliğine
ilişkin bir rol karmaşasına düşmeden her iki cinse ait işleri de
yapabilir.Örneğin bir kadın taksi şoförü olabilirken bir erkek ev
işlerinde de sorumluluklar yüklenir.
Androjen davranışlar ana-babalar ve öğretmenler tarafından teşvik
edilecek olursa, ergenlerin nasıl bir cinsiyet rolü edineceklerine
ilişkin bocalama azalacaktır. Böylece de kız öğrencilerin eğitim ve
mesleklerinde ilerleme için daha güdülenmiş, erkek öğrencilerin ise
kendilerine başkalarının duygularına karşı daha açık, insanlara
karşı daha yumuşak ve sevecen olmalarına da yardımcı olunabilir.
Erikson'un özdeşim kurma ve kimlik karmaşası üzerine görüşleri,
ergen davranışını anlamamızı kolaylaştırmaktadır. Özellikle lise
öğrencilerinin bir bölümü karar vermenin bunaltısı, cinsel rollere
yönelik karmaşa, hatta psiko-sosyal bir erteleme süreci yüzünden
derslere ilgilerini kaybedebilirler. Öğrenciye yakın anlayışlı bir
öğretmen tutumu ve okul aile işbirliği ile gence verilen psikolojik
destek ve rehberlik, bu dönemde olumsuz bir kimliğe yönelmeyi
önleyecektir
YETİŞKİNLİK DÖNEMİ
6- Yakınlığa Karşı Uzaklık (Yalıtılmışlık):
Eğer birey ergenlik başarıyla geçirebilmesi için gerekli yapı
taşlarına sahip demektir. Bu dönemde, başkaları ile yakın ilişkiler
kurabilme yeteneğinin kazanılmış olması gerekir. Genç bu yeteneği
kazanmış ise, karşı cinsle ilişkiler kurup bir aile olmaya doğru
yönelir.
Erikson yakınlığı kimliklerin kaynaşması olarak tanımlar.
Ona göre yakınlık, süreç içinde kendini yitirme korkusu olmaksızın
bir başkasıyla paylaşabilme ve bir başkasını sevebilme yetişidir.
Burada da, kimlikte olduğu gibi, toplumsal koşullar yakınlık
duygusunun gelişimine yardım edebilir ya da bu gelişmeye ket
vurabilir. Yakınlık cinselliği içermek zorunda değildir, arkadaşlar
arasındaki ilişkiyi içerir En tehlikeli koşullar altında birlikte
dövüşmüş askerler birbirlerine karşı, yakınlığı en geniş anlamıyla
örnekleyen, bir bağlılık duygusu geliştirirler. Yakın bireyler derin
ve uzun süreli sevgi ilişkileri kurar ve sürdürürler. Sevgiyi
zorunluluklar ve bağlar olmaksızın sunarlar. Eğer, arkadaşlarla ya
da evlilikte eşle bir yakınlık duygusu kurulup geliştiril-memişse,
Erikson'a göre, sonuç, bir yalıtılmışlık, paylaşmak ya da bakıp
sevmek için kimsesi olmamak yani yalnızlık duygusudur.
Birey eğer bu dönemde, diğer insanlarla yakın ilişkiler kurmayı
başaramaz ise insanlardan uzak kalmayı görev ve zorunluluk
gerektirecek işlerden kaçınmayı tercih eder. Bu durum yalnızlık
duygusunun benliğe hakim olmasına yol açar.
7- özgeciliğe Karşı Kendine Dönüklük:
Yedinci evre orta yaş ya da aşağı yukarı, ailedeki çocukların
ergenliğe ulaştığı ve ana-babanın iş ve mesleklerinde yerleştikleri
dönemin bir ucunda özgecilik, öbür ucunda da kendine dönüklük ve
durgunluk duyguları bulunan yeni bir boyutu birlikte getirir.
Özgecilikte, Erikson, kişinin dar anlamda, ailesinin ve ötesindeki
gelecek ara bu kuşakların içinde yaşayacağı toplumla ilgilenmeye
başlamasını anlatmak ister.
8- Benlik Bütünlüğüne Karşı Umutsuzluk:
Erikson'un evreler şemasında sekizinci ve son evre aşağı yukarı
bireyin temel çabalarının tamamlanmak üzere olduğu, ciddi
düşüncelere zaman bulunduğu varsa torunlarla hoş zaman geçirildiği
döneme rastlar. Bu dönemde öncelik kazanan boyut bir ucunda benlik
bütünlüğü öteki ucunda ise umutsuzluk duygusu yer alır Benlik
bütünlüğü duygusu, geçmişe yüksek bir doygunlukla bakabilme
yetisinden doğar. Kişiliğe en uygun yaşam biçimini bulabilen
bireyler bütünlük duygusuna sahip olurlar. Böylece yaşlandıklarında,
geçmişlerini tümüyle gözden geçirerek, geride bıraktıkları
yaşantıdan o güne değin ürettiklerinden hoşnut olurlar.
|
 |