|
KPSS
Eğitim Bilimleri Gelişim Psikolojisi Konuları
KPSS
Gelişimin Temel İlkeleri Konu Özeti
GELİŞİMİN TEMEL
İLKELERİ
Gelişimdeki 5 temel kavram şöyle özetlenebilir:
1. Gelişim, dinamik bir olgudur.
2. Gelişimde, genetik yapının bir sonucudur.
3. Gelişim, giderek artan bir özelleşme sürecidir.
4. Gelişimde denge vardır.
5. Gelişim, zamanla değişen .düzenli bir süreçtir.
Gelişimi farklı evrelere ayırarak incelemek, pratik nedenlerden
dolayı gereklidir.
Doğum Öncesi Dönem
1) Ovum Evresi: Döllenme anından ikinci haftanın sonuna kadar.
2) Embriyo Evresi: Üçüncü haftadan sekizinci haftanın sonuna kadar.
3) Fetus Evresi: Üçüncü aydan doğuma kadar olan dönem.
Doğum Sonrası Dönem
1) Yeni Doğan Bebek: 0-4 hafta
2) Bebeklik: - 4 hafta - 2 yıl
3) İlk Çocukluk: 2-6 yıl.
4) Son Çocukluk: 6-11 yıl (Kızlarda); 6-
13 yıl (Erkeklerde)
5) Ergenlik: 11-20 yıl (Kızlarda); 6-13 yıl (Erkeklerde)
1. Doğum Öncesi Dönemde Gelişim
Çocuk, doğum öncesi dönemin bir oluşum evresi olması nedeniyle,
bu dönendeki uyarımlardan büyük ölçüde etkilenir.Bu evrede özellikle
kalıtsal etkenlerin rolü büyüktür. Ayrıca, çocuğun doğum öncesi
yaşamını bilmemiz, onun gelişim biçimini anlamamız açısından önem
taşır. Büyüme ve gelişimin başlangıç noktasını oluşturması, bu
evrenin önemini daha da artırmaktadır.
Doğum öncesi dönemle ilgili çalışmalar çok güç, bazen de
olanaksızdır. Yaşayan "Fetus"la ilgili bilgiler dört kaynaktan elde
edilebilir.
Bunlar:
• Fötal hareketlerle ilgili olarak annenin ra-porlan,
• Tıbbi aletlerle fetusun kalp atışları ve hareketlerinin izlenmesi,
• Fetusun anne karnındaki hareketlerinin doğrudan doğruya
gözlenmesi,
• Hayvanlarla ilgili çalışmalardır.
İnsan yavrusu, anne ve baba cinsel hücrelerinin (ovum ve spermium)
birleşmesiyle oluşmaya başlar. Bu tek hücreye zigot denir. Döllenmiş
yumurta, yarısı anneden, yarısı babadan gelen 46 kromozomla, anne ve
babanın bir kısım genetik mirasını almıştır.
Embriyolojik dönemde, gelişmesine bir zigot ile başlayan her canlı,
hemen hemen aynı yolu izleyerek, kendi türünün biçimsel ve işlevsel
özelliklerini taşıyan bir bedene sahip oluncaya kadar çok hızlı bir
«başkalaşma» geçirir. Böylece, kendi türünün biyolojik evrim
düzeyine de erişmiş olur.
Bir canlının, embriyolojik dönemde bir hücre halinden kendi türünün
biyolojik evrim düzeyine çıkışı ve bu düzeyde bir beden elde edişine
ontogenez, adı verilir.
Bir türden başka bir canlı oluşmasıyla ilk canlı türünden
başlayarak, bütün diğer türlerin birer birer dünyaya gelmesine
filogenez denir.
Ontogenez yoluyla, bir insan zigotu, 280 günlük bir embriyolojik
evrimle, insan yavrusu hâline dönüşür. Ontogenez aşamalarıyla,
embriyo ve fetusun geçtiği basamaklar, insan türünün daha önceki
türlerden oluşurken, geçtiği aşamaları özetleyen bir yoldur. Bu
nedenle, «ontogenez, filogenezin çok kısa bir tekrarı
niteliğindedir. sözü çok haklı ve çok anlamlı olmaktadır .
Çocuğun kalıtsal özelliklerini taşıyan, kro-mozomlardaki «gen»lerdir.
Her birey, bu kalıtım özelliklerini taşıyan genlere sahiptir.
Anneden ve babadan, bir yumurta ve bir spermatozoit yoluyla zigota
gelmiş olan genler, yeni bir bireyin «kalıtsal yazgı»sını
oluştururlar. Her insanın somatik hücrelerinin her biri,
çekirdeğinde 46 çift kromozom ve bunların içinde bir milyondan fazla
gen taşır.
Zigot, 24 saat içinde bir "mitoz" geçirerek, iki hücre haline gelir.
İlk mitozu, sonraki günlerde diğerleri izler.
Böylece oluşan "Morula", kendine özgü bir canlı türüdür. Zigottan
türemiştir, fakat artık zigot değildir. Diğer bir deyimle, morula
"tek hücreli" bir canlı değil, "çok hücreli" bir canlıdır. İnsan
zigotu gibi, insan morula-sı da, ömrü kısa bir varlıktır. Çünkü o,
275 gün sonra, bir insan yavrusu (yeni doğmuş bebek) olmak üzere,
hızla değişecektir. Doğum öncesi gelişim , büyüme süreci, baştan
kuyruk sokumuna doğru yönelir.
Ovum döneminde, döllenmiş yumurtada büyüklük açısın dan önemli bir
değişme görülmez.Üçüncü haftadan ikinci ayın sonuna kadar olan
embriyo döneminde hızlı gelişim ve büyüme görülür. Bu dönemin
sonunda, embriyo insan organizması için gerekli olan tüm iç ve dış
özelliklere sahiptir. Yüze ait özellikler oluşmuş, parmaklar şeklini
bulmuştur. Kalp daha üçüncü haftanın sonunda görevini yapmaya
başlamıştır.
Yaşamın ilk iki ayında embriyo oldukça küçüktür. İkinci ay sonunda
boyu ancak 3 cm.'ye çıkmıştır. Embriyonun aşağı yukarı bir insan
görünüşünü alması, sekizinci haftadan itibaren olur. Bedenin birçok
organı bu evrede oluşmaya başlar. Özellikle sinir sisteminin
gelişimi hızlanır. Bu nedenle bu evre, en kritik doğum öncesi
evresidir. Bu embri-yonik gelişim evresinde, virüs ya da
uyuşturucudan kaynaklanan, annenin karnındaki kimyasal
değişiklikler, özellikle bazı organların şekillenmesini olumsuz
açıdan etkiler ve gelişimde birtakım anormalliklere neden olur .
İkinci aydan sonra insan embriyosu artık "fetus" adını alır. Üçüncü
aydan doğuma kadar süren bu dönemde büyüme ve organ sistemlerinin
farklılaşması çok hızlanır. Gelişen organların bazıları, örneğin,
kan yapıcı sistem, dolaşım sistemi, fetusun gereksinmelezigot
değildir. Diğer bir deyimle, morula "tek hücreli" bir canlı değil,
"çok hücreli" bir canlıdır. İnsan zigotu gibi, insan morula-sı da,
ömrü kısa bir varlıktır. Çünkü o, 275 gün sonra, bir insan yavrusu
(yeni doğmuş bebek) olmak üzere, hızla değişecektir. Doğum öncesi
gelişim , büyüme süreci, baştan kuyruk sokumuna doğru yönelir.
Ovum döneminde, döllenmiş yumurtada büyüklük açısın dan önemli bir
değişme görülmez.Üçüncü haftadan ikinci ayın sonuna kadar olan
embriyo döneminde hızlı gelişim ve büyüme görülür. Bu dönemin
sonunda, embriyo insan organizması için gerekli olan tüm iç ve dış
özelliklere sahiptir. Yüze ait özellikler oluşmuş, parmaklar şeklini
bulmuştur. Kalp daha üçüncü haftanın sonunda görevini yapmaya
başlamıştır.
Yaşamın ilk iki ayında embriyo oldukça küçüktür. İkinci ay sonunda
boyu ancak 3 cm.'ye çıkmıştır. Embriyonun aşağı yukarı bir insan
görünüşünü alması, sekizinci haftadan itibaren olur. Bedenin birçok
organı bu evrede oluşmaya başlar. Özellikle sinir sisteminin
gelişimi hızlanır. Bu nedenle bu evre, en kritik doğum öncesi
evresidir. Bu embri-yonik gelişim evresinde, virüs ya da
uyuşturucudan kaynaklanan, annenin karnındaki kimyasal
değişiklikler, özellikle bazı organların şekillenmesini olumsuz
açıdan etkiler ve gelişimde birtakım anormalliklere neden olur .
İkinci aydan sonra insan embriyosu artık "fetus" adını alır. Üçüncü
aydan doğuma kadar süren bu dönemde büyüme ve organ sistemlerinin
farklılaşması çok hızlanır. Gelişen organların bazıları, örneğin,
kan yapıcı sistem, dolaşım sistemi, fetusun gereksinmele-
Doğumla birlikte, çocuğun yeni ısı ortamına ve nefes almaya uyum
göstermesi beklenir. Onun yaşaması, bu yeni ortama uyumunu
sağlayacak olan solunum sisteminin çalışmaya başlamasıyla
gerçekleşecektir. Bu ilk tehlikeye bebeğin büyük dayanıklılığı da
dikkati çeker. Uyarılan solunum merkezi birkaç dakika içinde bu
sistemin çalışmasını başlatacaktır ve bebek ilk nefesini alıp, ilk
çığlığını atarken, bu "doğum ötesi yeni dünya" da yaşamaya başlamış
olacaktır. Ağlamayla birlikte nefes alma işlemi başlar. Başlangıçta
nefes alma işlemi, iyi yapılmadığı gibi, düzenli de değildir. Çocuk
hapşırıp ök-sürürken, oksijen alma gereksinimini de karşılar.
Bebekte, sindirim sisteminin asıl çalışması, doğumdan sonraki ilk
günlerde "emme refleksf'nin faaliyetiyle başlar. Normal hallerde
bebeğin ilk besini "anne sütü", ilk günlerde özel bir bileşimdir.
Emme ve yakalama gibi refleks mekanizmalarının çok iyi gelişmiş
olması nedeniyle, bebekler beslenmeye kolaylıkla uyum
gösterebilirler.
2.Doğum Sonrası Dönemde Gelişim
Çocuk psikolojisi kapsamında doğum sonrası dönem, doğumdan
ergenliğin sonuna kadarki süreyi kapsamaktadır. Gelişim psikolojisi
ise doğumdan ölüme kadarki zaman zarfında kişinin psikolojik
özelliklerini ve gelişimini incelemektedir.
Gelişim psikolojisi doğumdan ölüme kadar, kişinin hayatını
biyolojik, bilişsel ve sosyal süreçler bağlamında inceleyen bilim
dalıdır. Gelişimi belirli dönemlere indirgeyerek incelemek, teorik
açıdan bazı açıklamalara kolaylık getirdiği için teşvik
edilmektedir. Bu
nedenle ergenliği de içine alarak geniş yetişkinlik dönemine kadarki
gelişimi beş aşamada incelemek mümkündür.
Bu beş aşama:
1) Yeni Doğan Bebek— İlk bir ay (0-4 hafta)
2) Bebeklik - Birinci ayın sonundan, iki yaşına kadarki yaşam dilimi
(4 hafta - 2 yaş)
3) İlk çocukluk - İki yaşından altı yaşına kadarki yaşam dilimi (2-6
yaş)
4) Son çocukluk - Kızlarda altı onbir (6-11 yaş); erkeklerde altı,
önüç (6-13 yaş) yaşına kadarki yaşam dilimi.
5) Ergenlik- Kızlarda onbir yirmi (11-20 yaş); erkeklerde onüç yirmi
(13-20 yaş) yaşına kadar ki yaşam dilimidir.
KISACA:
İnsan gelişimi denildiği zaman, döllenmeden başlayarak, yaşamın
sonuna kadar yer alan süreç anlaşılmaktadır. Organizmanın
özelliklerinin tümünün ortaya çıkmasında, çevre ve kalıtımın
ortaklaşa etkisinin rol aldığı kabul edilmektedir. Organizmanın
gelişmesinde önemi olan başka bir etken de, kritik zaman
dilimleridir. Bu zaman dilimleri içinde, organizma gerekli kalıtsal
potansiyele sahipse, yeterli uyarıcı ile karşılaştığında, bazı
davranışlar ya da bazı organlar ve bunların işlevleri açısından en
üst düzeyde gelişimin ortaya çıkması mümkün olmaktadır.
Gelişimi sağlayan çevresel ve kalıtsal etmenler, döllenme anından
başlayarak, yaşamın sonuna kadar etkilerini göstermeye devam
ederler. Doğacak bebeğin biyolojik özelliklerini döllenme ile oluşan
ilk hücrede yer alan 46 kromozomun içerdiği genler belirlemektedir.
Ancak genetik özelliklerin organizma üzerinde tam potansiyellerini
açığa çıkarabilmeleri, organizmanın geçirdiği yaşantılarla, yani
çevresel koşullarla büyük ölçüde ilişkilidir.
A- BEDENSEL GELİŞİM
Çocuğun gelişimini bir bütün olarak kavrayabilmek için
psikolojik olduğu kadar fizyolojik gelişimi de bilmek gerekir.
Çünkü, fiziksel gelişim, çocuğun davranışını hem doğrudan, hem de
dolaylı olarak etkiler.Doğrudan etkiler, çünkü bedensel gelişim,
çocuğun sınırlarını belirler. Örneğin, yaşlarına göre sağlıklı bir
gelişme gösteren çocuklar, oyun ve spor faaliyetlerinde akranlarıyla
eşit koşullarda yarışırlar. İyi gelişmemiş çocuksa, bu yarışmalarda
elverişsiz durumu nedeniyle geri kalır ve gruptan atılır.
Fiziksel gelişme, davranışı dolaylı olarak etkiler, çünkü çocuğun
kendine ve diğerlerine karşı tutumu bedensel gelişiminin de etkisi
altındadır. Örneğin, şişman bir çocuk kısa sürede kendisinden zayıf
olanlara ayak uyduramadığını fark eder. Bu da çoğunlukla çocuğun
kişisel yetersizlik duygusuna kapılmasına yol açar. Buna ek olarak,
eğer akranları kendisiyle yavaş davrandığı için oynamayı istemezler
ve de çeşitli adlar takarak alay ederlerse, çocukta aşağılık duygusu
gelişebilir. Bu tür duygular çocuğun kişilik gelişiminde çok önemli
rol oynarlar.
OLGUNLAŞMA
"Olgunlaşma düzeyi",bireyin fizyolojik yönden herhangi bir
konuyu öğrenebilecek ya da yapabilecek duruma yahut yeterliğe
erişmesi demektir. Örneğin, çocuğun sinir ve kas sistemi yeteri
kadar gelişmeden (buradaki anlamı ile "olgunlaşma"dan) çocuğa ne
kadar yürüme alıştırmaları yaptırırsak yaptıralım, çocuk yürümeyi
öğrenemez.
"Öğrenme", bireyin "olgunlaşma düze-yi"ne bağlıdır. Çevresel
koşullar da buna yardım eder. A.B.D.'de yapılan bir araştırma, bunu
açık olarak göstermektedir.
Küçük çocuklardan oluşan bir deney kümesine, 12 hafta süreyle, düğme
ilikleme,makasla kâğıt kesme ve el merdivenin tırmanma
etkinliklerinde yoğun bir yetiştirme işlemi yaptırılmıştır.
Araştırmada "denetim" ya da "karşılaştırma'görevi gören çocuk
kümesine de, bu konuda hiçbir öğretim yapılmamıştır. Deneme
kümesindeki deneklere, öğretim süresi sonunda test uygulandığı
zaman, bunların, bütün testlerde, denetim kümesindeki çocuklardan
üstün oldukları saptanmıştır. Bununla birlikte, bir haftalık bir
araştırma ya da öğretimden sonra,denetim kümesindeki çocukların da
tırmanmada, 12 hafta süreyle özel alıştırma yapan kümenin başarı
düzeyine eriştikleri görülmüştür. Her ne kadar denetim kümesindeki
çocukların, düğme ilikleme ve makasla kâğıt kesmede bir hafta
sonunda bu iki etkinlikte elde ettikleri sayı,deney kümesinin
sayısına pek erişememiştir.
Öğrenilecek her nesne ya da konu, her şeyden önce, fizyolojik bir
temel olan "olgunlaşmayı" gerektirir. Kısaca, olgunlaşma olmadan
öğrenme olamaz. "Olgunlaşma düzeyi" sözü, öğrenilecek her konu için
bir "olgunlaşma" durumunun söz konusu olduğunu anlatır. Bu
düşüncenin sonucu olarak şöyle diyebiliriz: Herhangi bir organ,bir
öğrenme durumu ya da konusu için "olgunlaşmış" olduğu halde, başka
bir durum ya da konu için "olgunlaşmamış'olabilir. Örneğin, küçük
bir çocuğun eli, top tutmayı öğrenecek kadar olgunlaşmış olduğu
halde; kalem tutmak için olgunlaşmamış olabilir. Bu ve benzeri
deneylerden anlaşıldığı üzere, olgunlaşma, daha çok görsel ve
"fizyolojik" bir nitelik taşır
Öğrenmeye hazır bulunuşlukta olgunlaşma, insanın bedensel, devimsel,
bilişsel, duygusal gibi tüm gelişim alanlarında bir öğrenim görevini
yapabilecek büyümeye ulaşmasıdır. İnsanın olgunlaşması bir bütündür.
Öğrencinin yalnız bir gelişim alanındaki büyümesine bakarak bir
öğrenim görevini yapmaya hazır olduğunu söylemek yanıltıcı olabilir.
Araştırmalara göre, eğer bir öğrenci bedensel ve devimsel
olgunlaşmada yaşından geride ise, öbür gelişim alanlarında da geri
kalır. Ancak bedensel özürleri olan öğrencilerin, bilgiye dayanan
öğrenim görevlerini öğrenmeye hazır bulunuşlukları, yaşıtlarından
biraz daha ileride olabilmektedir. Bu öğrenciler, bedensel
etkinliklere katılma yoksunluklarını, ödünleme ve yüceltme uyum
mekanizmaları yoluyla hafifletebilmekte ve güçlerini daha çok
okumaya, yazmaya, araştırmaya yöneltebilmektedirler.
Bir öğrencinin, zeka testlerinden aldığı düşük puanlara bakarak,
öğrenmeye hazır bulunuşluğunun olmadığını söylemek olanaksızdır.
Öğrencinin zeka bölümü, öğrenmeye hazır bulunuşluğunu kestirmeye
yarayan etkenlerden yalnızca biridir.
Çocuk bir gelişim döneminden diğerine bireysel hızıyla, aşamalı
olarak ilerler. Meydana gelen bazı değişmeler öncelikle olgunlaşmaya
bağlıdır. Olgunlaşma, öğrenme yaşantılarından bağımsız, biyolojik
olarak kalıtım tarafından kontrol edilen bir değişmedir. Olgunlaşma,
vücut organlarının kendilerinden beklenen fonksiyonu yerine
getirebilecek düzeye inmesi için, öğrenme yaşantılarından bağımsız
olarak, kalıtımın etkisiyle geçirdiği biyolojik bir değişmedir.
Olgunlaşma, fiziksel gelişime büyük ölçüde etki eder. Birçok psiko-motor
davranışın yapılması olgunlaşmaya bağıldır. Örneğin; çocuğun kas ve
kemik yapısı yeter olgunluğa gelmeden, ne kadar yürüme çalıştırması
yaptırırsak yaptıralım, çocuk yürümeyi öğrenemez. Ayrıca olgunlaşma,
çocukların belirli bir yaşta gösterebilecekleri özelliklerdeki en
fazla artışı sağlayabilir. Henüz el kaslarını tam olarak kontrol
edemeyen beş yaş çocuğu, genellikle dokuz yaş çocuğu kadar düzgün ve
kontrollü bir şekilde çizemeyecektir.
Çocuktaki ilk 18-24 ay içinde görülen temel değişiklikleri
açıklayabilmek için olgunlaşma kavramına değinmek gerekir. Olgunluk
tüm bebeklerde görülen biyolojik değişimler sonucu gerçekleşen bir
olgudur. Bu değişimler belirli çevresel koşullar içinde bir takım
fizyolojik fonksiyonların gerçekleşmesini sağlar.
Çocuğun oturması, emeklemesi ve ayakta durabilmesi gelişiminde
olgunlaşmanın önemini ortaya koymaktadır. Bu faaliyetler, yaşamın
ilk iki yılında kemik ve kas gelişimine, sinir sistemindeki gelişime
ek olarak bedene tanınan deneyim fırsatları sonucu görülür.
Genetik yapı ve çevre etkileşimi sonucu bireylerde görülen biyolojik
değişikliklere olgunlaşma denilir (Organizma, fizyolojik olarak bir
davranışı, bir iş yapabilecek hale geldiğinde, olgunlaşma
gerçekleşmiştir. Olgunlaşma, bir "sürenin" geçmesi sonucunda bireyin
ya da bir organın, fiziksel güç ve kuvvet bakımından, yaşama uyumda
belli bir durumu karşılayabilecek (yeni durumlara uyum
sağlayabilecek) bir düzeye erişmesidir. Olgunlaşma, öğrenme için
şarttır. Örneğin, ayak ve bacaklarımız yürüme için yetere derecede
olgunlaşmamış ise, yürüme öğrenile-mez. Olgunlaşma, bireyin bir işi
yapabilecek düzeye ulaşmasıdır. Canlı varlığın daha çok kalıtımdan
getirdikleri ile, zorunlu olarak, çevreden kazandıklarının
etkileşimi sonucu ortaya çıkar.
Genetik yapı ve çevre etkileşimi sonucu bireylerde görülen biyolojik
değişikliklere olgunlaşma denilir. Organizma, fizyolojik olarak bir
davranışı, bir iş yapabilecek hale geldiğinde, olgunlaşma
gerçekleşmiştir. Olgunlaşma, öğrenme için şarttır. Örneğin, ayak ve
bacaklarımız yürüme için yetere derecede "olgunlaşmamış" ise,
"yürüme" öğrenilemez. Olgunlaşma, bireyin bir işi yapabilecek düzeye
ulaşmasıdır. Canlı varlığın daha çok kalıtımdan getirdikleri ile,
zorunlu olarak, çevreden kazandıklarının etkileşimi sonucu ortaya
çıkar.
Çocuğun oturması, emeklemesi ve ayakta durabilmesi gelişiminde
olgunlaşmanın önemini ortaya koymaktadır. Bu faaliyetler, yaşamın
ilk iki yılında kemik ve kas gelişimine, sinir sistemindeki gelişime
ek olarak bedene tanınan deneyim fırsatları sonucu görülür.
Genetik yapı ve çevre etkileşimi sonucu bireylerde görülen biyolojik
değişikliklere olgunlaşma denilir (Organizma, fizyolojik olarak bir
davranışı, bir iş yapabilecek hale geldiğinde, olgunlaşma
gerçekleşmiştir. Olgunlaşma, bir "sürenin" geçmesi sonucunda bireyin
ya da bir organın, fiziksel güç ve kuvvet bakımından, yaşama uyumda
belli bir durumu karşılayabilecek (yeni durumlara uyum
sağlayabilecek) bir düzeye erişmesidir. Olgunlaşma, öğrenme için
şarttır. Örneğin, ayak ve bacaklarımız yürüme için yetere derecede
olgunlaşmamış ise, yürüme öğrenile-mez. Olgunlaşma, bireyin bir işi
yapabilecek düzeye ulaşmasıdır. Canlı varlığın daha çok kalıtımdan
getirdikleri ile, zorunlu olarak, çevreden kazandıklarının
etkileşimi sonucu ortaya çıkar.
Genetik yapı ve çevre etkileşimi sonucu bireylerde görülen biyolojik
değişikliklere olgunlaşma denilir. Organizma, fizyolojik olarak bir
davranışı, bir iş yapabilecek hale geldiğinde, olgunlaşma
gerçekleşmiştir. Olgunlaşma, öğrenme için şarttır. Örneğin, ayak ve
bacaklarımız yürüme için yetere derecede "olgunlaşmamış" ise,
"yürüme" öğrenilemez. Olgunlaşma, bireyin bir işi yapabilecek düzeye
ulaşmasıdır. Canlı varlığın daha çok kalıtımdan getirdikleri ile,
zorunlu olarak, çevreden kazandıklarının etkileşimi sonucu ortaya
çıkar.
alan oluşturur. Bu alanı oluşturan doku, öğrencinin bilişsel
örüntüsüdür. Öğrencinin bilişsel örüntüsü yeni bir konuyu öğrenmeye
yetmediğinde, konunun öğrenilmesi için gereken ön bilgi ve
becerilerin, öğrenince kazanılması gerekir. Öğrenci bu yeterliğe
ulaşmaz ise, öğretilecek konunun, bütünlüğünü bozmadan, öğrencinin
hazırbulunuşluk düzeyine indirilmesi zorunludur. Öğrencinin bilişsel
örüntüsünün eşiği, konunun güçlük düzeyine uyamadığı sürece, konunun
öğrencide algılanması sağlanamaz.
Güdüsel Öğrenme Kuramlan'na göre hazır bulunuşluk, öğrencinin
gelişiminin sonucudur. Öğrenci, doğuşundan başlayarak her yaşında,
belli gelişim düzeyine ulaşır ve böylece yaşına uygun düzeydeki
konuları öğrenmeye hazır olur. Gelişim kusurları olan
öğrenci,yaşının gerektirdiği tepkileri yapmada da kusurludur.
Öğrencinin, öğrendiği konulara karşı hazır bulunuşluğunda görülen
kusurların kökeni, gelişimde çok önemli olan ilk çocukluk
evresindeki gelişim bozukluklarıdır.
Olgunlaşma, bireye yaşla birlikte artan yeterlikler sağladığı gibi,
öğrenme fırsatları verildiği taktirde bireyin yeni ve daha karmaşık
davranışları kazanması için gerekli olan hazır bulunuşluğu da
beraberinde getirir. Ancak hazır bulunuşluk, bireyin sadece
olgunlaşma düzeyini değil, ayni zamanda, bireyin önceki
öğrenmelerini, ilgilerini, tutumlarını, güdülenmiştik düzeyini,
yeteneklerini, genel sağlık durumunu da kapsar.
Örneğin; bisiklet kullanmak için yeterli hazır bulunuşluk düzeyinde
olan bir çocuk; bisiklet kullanmaya isteklidir, bisikleti kullanmak
için gereli olan kaslar ve diğer organları yeterli olgunluğa
erişmiştir, bisikletin nasıl kullanılacağı ile ilgili ön koşul
öğrenmelere sahiptir, genel sağlık durumu bisiklete binmesine
uygundur.
Öğrenme için "olgunlaşma" gerekli ise de, "yeterli" değildir.
Bireyin, öğrenme için hazır" bulunması da gerekir. "Hazırlık"
olgunlaşmadan daha karmaşık bir terimdir. Hazırlık terimi, kısmen
"olgunlaşma" terimini de kapsar; fakat, hazırlığın "ruhsal" yönü
daha ağır basar. Bunun içinde bir dereceye kadar, bireyin "ilgi ve
hevesi" konu ile ilgili olarak yaptığı "araştırma" sonucu, yani
bireyin yaşantılarıyla yeti ve yeteneklerinin bir bireşimi vardır.
Asıl öğrenme, çocuk "öğrenmeye hazır" hale geldikten sonra başlar.
Okuma-yazmayı öğrenmek için, çocuğun bir kısım organlarının
olgunlaşması yanında, çocuğu buna heveslendirmek ve okuma-yazma
alıştırmaları yaptırmak gibi hazırlık çalışmaları da gereklidir.
Bütün öğrenme durumları için aynı şey söylenebilir.
Hazır bulunuşluk, bireyin bir işi yapabilmesi için gereken
olgunlaşmaya erişmesinin gerekliliği yanında, bu iş için gerekli ön
bilgi, beceri ve tutumu da kazanmış olması demektir.
O halde gelişim, hem nicelik hem de nitelik yönünden belirli bir
düzeye erişmeyi anlatır.
Çocuklarda gelişim, süreklilik göstermekte, fakat bu sürekliliğin
içinde gelişim ivmesi, dönemler halinde farklılaşmaktadır. Bu
sürecin aşamaları, bireysel farklılıklardan ve özelliklerden dolayı,
her dönem kendinden sonra gelen dönemle birleştiği için, kesin
sınırlarla birbirinden ayrılamaz.. Hazır bulunuşluk, canlı varlığın
herhangi bir şeyi öğrenebilecek duruma gelmesini anlatan bir
terimdir.
BÜYÜME DÖNEMLERİ
Çocuklarda bedensel gelişim, dönemler halinde gelişen bir
süreçtir. Bunun anlamı, fiziksel gelişmenin düzenli bir hızla değil,
belli dönemlerde, yüzlerde ya da farklı hız derecelerine sahip
"dalgalar" halinde gerçekleşmesi, yani bazen hızlı, bazen yavaş
olmasıdır.
Büyüme temposunda çocuktan çocuğa farklılık olsa da, yani bazı
çocuklar daha düşük, bazıları normal, bazılarıysa yüksek büyüme hızı
gösterseler de, büyüme dönemleri düzenlidir ve önceden tahmin
edilebilir. Bununla birlikte, her çocuk, gelişmenin kritik
noktalarında erken ya da geç ulaşmada az çok de değişmez bir eğilime
sahiptir.
Büyüme konusundaki araştırmalar, çocuklarda iki yavaş, iki hızlı
olmak üzere dört belirgin büyüme dönemi olduğunu göstermiştir. Doğum
öncesi ve doğum sonrasının ilk 6 ayı büyüme hızı yüksektir. Yaşamın
birinci yılının sonunda büyüme yavaşlar ve bunu ergenliğe ya da
cinsel olgunluğa kadar süre gelen düzenli, fakat yavaş bir gelişim
izler. Bu büyüme evresi 8-12 yaşları arasında görülür. Bu evreden
15-16 yaşlarına kadar olan dönemdeki hızlı gelişim "ergenlik
fışkırması" olarak nitelenebilir. Bu dönemi olgunlaşma zirvesine
kadar dikleşerek süregelen büyüme evresi izler. Bu dördüncü büyüme
evresindeki boy uzunluğunun ileri yaşlarda da aynı kalmasına
karşılık ağırlık artabilir.
duruma gelmesini anlatan bir terimdir.
Büyüme dönemlerini şu ortak faktörler etkiler:
• Uyum zorluklan: Hızlı büyüme dönemlerinin sürekli
değişkenliğine uyum sağlayabilmek, duygusal yönden rahatsız
edicidir. Yavaş büyüme dönemlerindeyse, uyum sağlamak çok daha
kolaydır.
• Enerji düzeyi: Hızlı büyüme, enerji tüketici olduğun dan,
bu dönemlerde çocuklar çabuk yorulurlar. Bu da onları huysuz ve
tedirgin yapabilir. Yavaş büyüme dönemlerindeyse, çocuğa oyun ve
diğer faaliyetler için daha çok enerji kalır ve çocuk daha neşeli,
birlikte yaşanması daha kolay bir davranış içine girer.
• Beslenme gereksinmeleri: Yaşamın ilk iki ya da üç ayında ve
ergenlik döneminde hızlı büyüme nedeniyle beslenme gereksinimleri en
üst düzeye ulaşır. Büyüme gereksinimlerine göre yeterli miktarda ve
gerekli türde gıdalarla besle nemeyen çocuklar, yorgun ve huysuz
olurlar. Oyuna ve okul ödevlerine az ilgi duyan bu çocukların sosyal
uyumları da genellikle bozuktur.
• Isı dengesinin sürdürülmesi: Yavaş büyüme dönemlerinde
beden genellikle ısı dengesini korur. Hızlı büyüme dönemlerindeyse
bu denge bozukluğundan, çocuk iştahsızlık, genel olarak bitkinlik,
huysuzluk ve anti-sos-yal davranış göstere bilir.
Hızlı büyüme dönemlerinde çocuk bece riksizce davranır. Daha önce
hareketleri düzgün ve iyi olan çocuk, bu dönemde sakar davranışlar
gösterebilir.
Bedensel Gelişmeyi Etkileyen Temel Faktörler:
Bedensel gelişim için yeterli beslenmeye, ısı ve nem ortamı na
gereksinim vardır. Ancak, bu koşullarda genetik elemanlar ve hor-monal
büyüme uyarılır ve gelişme sağlanır.
• Kalıtım faktörü: Bu etkenin büyüme üzerindeki önemi çok
büyüktür. Genetik büyüme planı, bir bakıma tüm büyüme olgusunun
içerdiği fonksiyon ve kavramlar biçiminde formüle edilebilir.
• Irk faktörü: Doğumla birlikte siyahların beyazlara oranla
iskelet gelişimi açısından daha üstün oldukları görülür. Bu
farklılık zenci çocuklardaki diş gelişiminin daha önce başla masıyla
ortaya çıkar. Beslenme ve diğer çevresel koşulların yeterli olması
halinde, zenci çocuklar bu davranışlarını 2-3 yıl sürdürürler.
• Beslenme: Yetersiz beslenme, büyümeyi geciktirir. Yetersiz
beslenmenin sürekliliği büyük bedensel zararlara neden olur.
1920-1940 yıllarında yapılan bir araştırmada, savaş sonrası yıllarda
besinin azalmasıyla boy gelişiminde belirgin bir düşme saptanmıştır.
• Hastalık: Kısa süreli hastalıklar büyümede kalıcı bir
gerilemeye neden olmamakla birlikte, hastalıkta izlenmesi gereken
beslenme rejiminin (diyet) uzun süre aksaması ya da yetersiz olarak
devam etmesi, çocukta birtakım gelişim bozukluklarına yol açabilir.
Geçirilen büyük bir hastalık çocukta büyümenin yavaşlamasına neden
olur. Böyle durumlarda çocuğun sağlığına kavuşmasıyla birlikte
akranlarına yetiştiği görülür. Hastalığın çeşidine bağlı olarak
yetişemediği durumlar olur.
• Psikolojik bozukluklar: Ruhsal zorlanma (stres) yavaş
gelişmeye, ender olarak da bedensel gelişmede gerilemeye neden
olabilir.
• Sosyo-ekonomik statü: Farklı toplumsal katmanlardan gelen
çocuklar, her yaş grubunda farklı beden ölçüsüne sahiptirler.
Yapılan araştırmalar, ekonomik açıdan üstün ve sağlıklı koşullarda
büyüyen çocukların, ekonomik açıdan düşük düzeyde yaşayan çocuklara
oranla daha gelişmiş olduklarını göstermiştir. Bu farklılığın
oluşumunda beslenme, uyku, egzersiz ve boş zamanların
değerlendirilmesi, uyarıcı fazlalığı gibi etkenlerinin rol oynadığı
saptanmıştır.
İLK BEŞ YILDA KRİTİK YAŞLAR
Bu kritik ay ve yaşlar şöyle özetlenebilir:
• Birinci yılın ilk üç ayında, bebekler göz kürelerinin
hareketini sağlayan kasların kontrolünü kazanırlar. Dört haftalık
yeni doğan, başının üstünde asılı duran bir objeyi hemen fark etmez,
ama obje, çocuğun görme çizgisinin üzerinde hareket ettirilirse,
çocuk onu sınırlı bir alan içinde baş ve göz hareketleriyle izler.
• İlk yılın ikinci çeyreğini oluşturan 4. ay ve 6.aylarda, başı ve
bedenin üst kısmını destekleyen kaslarla, el ve kolların hareketini
sağlayan kasların kontrolü kazanılır. Bebek, yastıklarla
desteklenmiş olarak oturmaktan hoşlanır ve başını destek olmadan dik
tutabilir, bazen bir kolunu bir objeye uzatabilir.
• İlk yılın üçüncü çeyreği olan 28. ve 40. haftalar arasın da, gövde
ve parmaklardaki kontrolün geliştiği görülür. Çocuğun bu evrede
başparmağını kullanabilmesi yakalama becerisini geliştirir.
• 40. ve 52. haftalar arasında, çocukların bacaklarıyla ayaklarını
kontrol edebildikleri ve bu evrede destekle ayakta durup
yürüyebildikleri görülür. Bacaklar gövdeyi taşıyacak kadar
kuvvetlidir, ama vücuttaki denge zayıftır. Çocuk rahatça oturabilir,
vücudunu döndürebilir ve düşmeden bir yana eğilebilir. Yüzükoyun
yatarken oturabilir, yerde sürünerek ilerleyebilir ya da
emekleyebilir.
• İkinci yılda yürüme ve koşma gelişir, çocuklar küçük ve büyük
tuvaletlerini kontrol etmeyi başarırlar. Konuşmaya başlarlar ve
kişisel kimliğe sahip olmak isterler.
• İki ve üç yaşlannda çocuklar, dili bir düşünce aracı olarak
kullanabilirler.
• Dördüncü yılda çocuklar gerek kişisel yaşamlarında, gerekse ev
ortamlarında daha bağımsız olmaya başlarlar. Dört yaş çocuğunun
motor davranışı daha mükemmelleşmiş, her hareket tek başına
yapılabilir hale gelmiştir.
• Bşinci yılda motor kontrol olgunlaşmış, dil oldukça yeterli bir
biçimde ifade edilebilir hale gelmiş ve sosyal uyum görülmeye
başlamıştır. Çocuğun hareketleri gelişmiş, dengesi kusursuz hale
gelmiştir .
Bedensel Gelişmenin Yönü
Bedensel gelişimi gösteren diyagramlar incelendiğinde, gelişim
olgusunun düzenli bir biçimde gerçekleştiği dikkatimizi çeker.
Bebeklik ve ergenlik dönemindeki iki hızlı büyüme evresi dışında,
uygun koşullar içindeki kız ve erkek çocukların gelişimleri önceden
tahmin edilebilecek bir düzen içinde olmaktadır. Ağırlık ve boy
gelişiminin yanı sıra, gerek kas, gerekse iskelete ve iç organlara
ilişkin gelişimde de benzeri düzenli ölçümler birbirini izler. Büyük
ölçüde ergenliğe bağlı olan hormonal değişiklikler davranışı
etkilediği gibi, daha fötal dönem de hızlı bir biçimde gelişmiş olan
beynin faaliyeti de, çocuğun öğrenme kapasitesini arttırır, çevreyi
taklit etmesini ve uyumunu sağlar.
Hem doğum öncesi , hem de doğum sonrası dönemlerde gelişimde iki
temel ilkenin varlığı kabul edilmektedir. Bu ilkelere göre, bedensel
gelişimde şu iki yön izlenmektedir:
Gelişimde büyüme baştan ayağa doğru olur. Başka bir deyişle, yapısal
ve işlevsel gelişim, öncelikle başa yakın bölgede gerçekleşir.
• Gelişimde bedensel gelişim, bedenin iç kısımlarından dışa doğru,
merkezi bölgelerden uzaktaki organlara doğru gerçekleşir.
Örneğin, kolun omuzla dirsek arasındaki kısmı önkoldan önce, önkol
da elden önce gelişir.
B- BİLİŞSEL GELİŞİM
Piaget ve arkadaşları, çocuğun doğumdan ergenliğe kadar olan
bilişsel gelişmesini ayrıntılı araştırmalarla incelemişler ve bazı
kavramlarla algıların doğuştan itibaren kazanılmış olabileceğini
belirlemişlerdir. Piaget, bebeklik dönemin de çocukların, objelerin
devamlı olduklarını, değişmezliklerini bile düşünemezken, zamanla
biçim ve büyüklük kavramlarını tanımaya başladıklarını
söylemektedir.
Biliş sözcüğü, dünyamızı öğrenmeyi ve anlamayı içeren zihinsel
faaliyetler anlamına gelir. Biliş sözcüğü, şu süreçleri kapsar:
Algılama: Gerek iş, gerekse dış dünya dan edinilen bilgilerin
yorumlanması, organize edilmesi ve yeniden bulunmasıdır.
Bellek: Algılanan bilginin geri getirilmesi ve depo
edilmesidir.
Muhakeme: Bilgiyi belirli bir anlam çıkarma ve sonuca varma
amacıyla kullanabilmedir.
Düşünme: Bilginin ve çözümlerin nitelikçe
değerlendirilmesidir.
Kavrama: Bilginin iki ya da daha fazla kısımları arasındaki
yeni ilişkileri tanıyabilirledir.
Bilişsel gelişime ilişkin en önemli görüşü ileri süren İsviçreli
psikolog Jean Piaget'ye göre, çocuk, kendi dünyasına bir anlam
kazandırabilmek için çevresindeki insan ve objelerle ilgili bir
faaliyet içine girer. Çocuk, ilkel koordinasyonlardan, daha karmaşık
ve yüksek düzeydeki yapılara doğru belirgin bir çaba içindedir.
Piaget'nin kuramının temel kavramını işlem (operasyon) oluşturur.
İşlem, çocuğun zihinsel düzeyde başladığı yere geri dönebil-mesi
anlamını taşır. Operasyonların kazanılması zihinsel gelişimin en
önemli aşamasıdır. Örneğin, bir bardak içindeki suyun farklı
biçimdeki bir başka bardağa boşaltılması halinde miktarının
değişmeyeceğini düşünebilmek bir operasyondur.
Piaget'ye göre, gerek basit organizmalarda olsun, gerekse insan
organizmasında olsun, birtakım süreçler öğrenmenin temelini
oluşturur. Bu temel süreçlerden biri, çevreye uyum, diğeriyse eylem
(aksiyon), bellek, algı ve öteki zihinsel faaliyet türlerine ilişkin
deneyimlerin organizasyonu'dur. Basit bir organizmada uyum,
yaşayabilmek için temel gereksinmelere doyum sağlamakken, gelişim
sürecindeki bir çocukta giderek karma-şıklaşan bir organizasyon
içinde çevresine belirli bir yaklaşım göstermek anlamını taşır.
Gözlem ve deneyleri sonucu Piaget, doğumdan itibaren bebeklerin bazı
reflekslere sahip olduklarını belirlemiştir. Bu temel refleksler
emme ve yakalama refleksleridir. Yine bebeklerin doğumdan itibaren
bazı refleksler üzerinde egzersiz yapabilme ve kendi hareketlerini
düzenleme eğilimleri vardır. Başka bir deyişle, bebekler kalıtım
yoluyla bazı zihinsel yeteneklere doğuştan sahip olmayıp, bunun
yerine, çevreye yanıt verme biçimlerine sahiptirler. Bu yanıtların
başında da çevreye uyum gelir. Uyum, yaşayan canlının varlığını
sürdürebilmesi için gereklidir.
Organize etme yetisi, ilk kez alışkanlığa ilişkin eylemlerin
(aksiyonların) gelişiminde görülür. Doğumdan hemen sonra her bebek,
çevresindeki objeleri ağzıyla araştırma eğilimindedir. Bebek
objelere dudaklarıyla temas eder ve eline değen yakınındaki objeleri
de avucunun bütünüyle yakalar. İşte art arda sü-regelme özelliğiyle
belirlenebilen bu hareket ya da eylemlere Piaget, şema adını verir.
Piaget, kaba bir zihinsel tasarım olarak tanımladığı şemayı,
algısal-motor koordinasyonları vurgulamak amacıyla kullanır
(objeleri araştırmak, topu tutmak gibi). İster basit, isterse
karmaşık olsunlar, şemaların başlıca karakteristiği, bütün içinde
organize edilmiş olmaları, sık sık tekrar edilebilmeleri, böylelikle
de diğer davranışlar arasında kolaylıkla ayırt edilebilmeleridir.
|
 |