|
KPSS
Eğitim Bilimleri Gelişim Psikolojisi Konuları
KPSS
Kişilik Gelişimi Konu Özeti
Kişilik Nedir?
Kişilik teriminin yabancı dillerdeki ortak kökeni "persona"
sözcüğüne dayanmaktadır. Persona sözcüğünün asıl anlamı, Latin
dilinde tiyatro oyuncularının kullandığı "maske" anlamına
gelmektedir.
Psikolojide kişilik, bir insanın bütün ilgilerinin, tutumlarının,
yeteneklerinin, konuşma tarzının, dış görünüşünün ve çevresine uyum
biçiminin özelliklerini içeren bir terimdir.
Bununla birlikte, kişilik kendine özgü ve ahenkli bir bütündür. Öyle
ki, bir insana ilişkin her nitelik o insanı anlamada bize ipucu
verir. Onun belleği, dış görünüşü, direnme süreci, sesi ve konuşma
tarzı, tepki hızı, insanlara, doğaya ya da makinelere karşı ilgi
duyması vb. özellikleri o insanın kişiliğini tanımlamada önemlidir.
Anlatılmak istenen, kişiliğin, bireylerin diğer kişiler yanında
gösterdiği davranış özellikleridir. Psikologlara göre kişilik,
bireyin özel ve onu diğerlerinden ayıran davranışlarını
içermektedir. Özeldir çünkü bireyin sıklıkla yaptığı ya da en tipik
davranışlarını temsil eder. Ayırt edicidir. Çünkü bu davranışlar
bireyi başkalarından ayırır. Bununla birlikte "kişilik" terimi,
bireyi diğer bireylerden ayıran, farklı kılan ve bireyin ilerdeki
davranışlarını ilgilendiren tah-minlerimizin dayanağını oluşturan,
göreceli olarak değişmez özelliklerini belirtir.
Kişiliğin ortak ve genel bir tanımına varılamamıştır. Kişilik
üretildiği kurama bağlı değerler ve tanımlamaları kapsamaktadır.
Kurumların hepsinin konusu aynı olup insanı anlamaya
çalışmaktadırlar. Hepsinin sonuçta varmaya çalıştıkları nokta bu
bilinmeyenleri çözüp, pratik sonuçlara ulaşabilmektedir.
SİGMUND FREUD VE PSİKANALİTİK KURAM
İnsanlık tarihinde ruh hastalıklarının tedavisi bazen insancıl
yollarla, bazen de insanlık dışı yollarla yapılmıştır. Akıl
hastalarının kafataslarına kötü ruhları dışarı çıkartmak için
delikler delinmiş, kimisi de yakılmıştır. Zamanla bu tutum değişmiş
akıl hastalığına karşı daha insancıl bir tutum söz konusu olmaya
başlamıştır.
Psikoanalitik görüşe göre, kişiliğin gelişmesi ve davranışların
oluşmasıyla determinizm (gerekircilik) arasında bir bağlantı vardır
Doğada nedeni olmayan hiçbir sonuç yoktur. Aynı biçimde insan
kişiliğindeki süreçler de kendiliğinden oluşmaz. Değişik nedenler
değişik duygu, tutum davranış ve kişilik yapılarına yol açar. Kısaca
insanın kişiliğinden kaynaklanan her davranışın bir nedeni vardır.
Bu nedenin kökeni bebeklik, çocukluk, gençlik çağlarına dayanır. Bu
görüş Freud ile başlamıştır.
Bazı davranışlarımızı kolaylıkla açıklarken bazılarını zorlukla
açıklarız, hatta bazen hiç açıklayamayız. Freud insan davranışının
nedenlerinin bilinç, bilinçaltı ve bilinçdışı olmak üzere üç ayrı
bölümden oluştuğunu ileri sürer.
Bilinç: Algı ve bilgilerin açık seçik izlendiği duygu,
düşünce, tutum, heyecan ve davranışa ilişkin haberdarlığın bulunduğu
süreç. Bu görüşe göre bilinç o anda yaşananları
içerir. Tüm dikkatini dersine vermiş öğrenci o anda ödevinin
bilincindedir. Dersini bitirdiği an karnı açsa açlığı, uykusu
gelmişse uykusuzluğu bilinçlenir. Düşünceler insanın aklından arka
arkaya bir sel gibi akıp giderler: Bir anda ancak bir düşünce ya da
algı bilinçlidir. Oysa bilinç altı derin bir depo gibidir.
Bilinçaltı: Gerçekliğe ilişkin sorunları çözmeye çalışmak
gibi gelişmiş düşünce biçimlerinin yanı sıra düş kurma gibi ilkel
süreçleri de içerir. Bilince yakın olan, hemen bilinçli olacak
bilgiler, anılar ve düşüncelerden oluşur. Sürekli olarak bilinçle
bağlantılıdır. Örneğin siz şu anda çevrenizde olan her şeyin
bilincinde değilsiniz. Bunların sözü edilir edilmez bu uyarıların
bir resmi, daha doğrusu anısı bilincinizde canlanacaktır. Bilinçaltı
bilinçlenme olanağı olan anıların deposudur. Bilinçdışı, zorlansa
bile bilinçlenmesi yasaklanmış yaşantıların tümünü içerir.
Bilinçdışı: Bilinçdışı, bilinçli algılamanın dışında kalan
tüm zihinsel olayları, dolayısıyla bilinç altını içerir. Bunlar
istendiği anda. bilinç alanına çıkarılamaz. Konuşma, tutum ve
davranıştaki çeşitli anlatım yollan ve simgelerle günlük davranışa
yansırlar.
Freud'a göre, rüyalarda bilinç dışı istekler doyum bulur. Rüyanın
oluşmasında bilinç dışında yatan bir içgüdü rol oynar. Freud'un
görüşünün doğruluğu kişinin rüya görmesi engellendiğinde görülen
bulgular gösterilerek savunulmuştur.
Bilinçdışı neden böylesine güçlü koruma altındadır? Çünkü ruhsal
dünyanın düzeyinde 'Freud'un id dediği yapı bulunur. Kendine özgü
'düzeni, mantığı,' davranış biçimiyle, yaşamının ilk dönemlerindeki
tüm özellikleri koruyarak id bilinçdışında egemenliğini sürdürtür,
Her ne kadar bilinçdışına karşı yığılan enerji akımı güçlüyse de bir
kapıyla yine de bilince açılır.
Bu kurama göre insanın kişiliği biyolojik bir temele dayanmaktadır.
Kişiliği oluşturan üç yapı yani id, ego, süperego sürekli etkileşim
halindedir.
İd: Kalıtımsal olarak gelen içgüdüleri içeren ve doğuştan
varolan psikolojik gizil güçlerin tümüdür. Ruhsal enerji kaynağı
olan id, diğer iki sistemin çalışması için gerekli olan gücü de
sağlar. Enerjisini bedensel süreçlerden alır. İd fazla enerji
birikimine katlanamaz. Böyle bir durum organizmada gerilim yaratır.
Bu gerilimi giderebilmek için id biriken enerjiyi boşaltma eğilimi
gösterir. Buna id'in haz ilkesi denir.
Ego: Doğuşta varolan ve zamanla gelişen ego insanın biyolojik
yapısına ters olan ya da gerçeklere uygun düşmeyen eylemleri
bilinçaltına bastırır. Ego, kişiliğin gerçekçi yürütme organıdır.
Gücünü id'den alır. Egonun görevi kendi içinde ve dışında uyum
sağlamaktır.
Ego aynı zamanda id, süperego ve dış dünya da çatışma halinde olan
istekler arasında bir uzlaşma sağlamakla da yükümlüdür.
Süperego: Kişiliğin üçüncü ve en son gelişen sistemi olan
süperego toplum yasalarını kapsar. Doğuşta varolmayan ancak
gelişmeyle beliren süperego içimizdeki yargıçtır.
Süperegonun başlıca işlevleri;
1. id'den gelen içgüdüsel dürtüleri bastırmak ve yönlendirmek.
Bunlar özellikle açıklanması toplumun hoş karşılamadığı nitelikte
cinsel ve saldırgan dürtülerdir.
2. Egoyu gerçekçi amaçlar yerine törelerin amaçlarına yönlendirmeye
ikna etmek.
3. Kusursuz olmaya çabalamaktır.
İd kişiliğin biyolojik bölümünü, ego psikolojik ye süperego
toplumsal bölümlerini oluşturur. Böylece kişilik, bir bütün olarak
işler.
Freud'a göre doğuştan varolan genel içgüdüler gelişmeyle ayrışır.
İçgüdülerin yaşamın ilk beş, altı yılına kadar gelişmesi söz konusu
olduğundan, psikanalitik görüş kişiliğin temelinin çocuklukta
yattığını savunur.
Çocuk dünyaya geldiği anda libidonun (doğuştan gelen, yaşam için
gerekli olan cinsel içgüdü) gücüyle davranışta bulunmaya başlar. Tüm
bedeni libidoya doyum sağlayabilecek niteliktedir. Bu ilkel doyum,
bir çok dönem geçirerek toplumsal bir nitelik kazanır. Libidonun
gelişme dönemlerine "Psiko-seksüel gelişme" denir. Her dönem bir
öncekinden etkilenir ve bir sonraki dönemi etkiler.
FREUD'UN PSİKOSEKSÜEL GELİŞİM DÖNEMLERİ
1- Oral dönem: Doğumla başlar, bir buçuk yaşına kadar sürer.
Başlıca haz kaynağı ağızdan besin almaktadır. Besin alınırken önce
dudaklar ve ağız boşluğu uyarılır sonra yutulur, eğer besin
maddesinden hoşlanıl-mazsa dışarıya tükürülür. Daha sonra dişler
belirdiğinde ağız, ısırma ve çiğneme amacıyla da kullanılır. Bu iki
rol, etkinlik türü, yani ağza alma ve ısırma, sonraları gelişecek
karakter özelliklerine ilk örnek olur. Ağzın dolmasından ötürü
duyulan haz daha sonraları bilgi ya da eşya edinmeden sağlanan
doyumla yer değiştirebilir. Isırma ve oral saldırganlığın yerini
gizli alay ve tartışmaya eğilim alabilir. Erken dönemde id vardır,
geç dönemde ego oluşmaya başlar. Oral dönem bebeğin annesine en
bağımlı olduğu ve onun bakımına en çok gereksinim duyduğu dönemdir.
Bebek için beslenmesi sevildiğinin, karnının doyurulmaması ise
istenmediğinin işaretidir. Yeterince beslenemeyen ya da tersine
kendi başına beslenebilecekken bile annesi tarafından uzun süre
emzirilmeye devam edilen bebeklerde güvensiz ve bağımlı bir
kişiliğin oluşmasının temelleri atılmış olur. Daha ileri yaşlardaki
ego gelişmesine karşın bağımlılık eğilimi yaşam boyu sürer ve
kişinin kaygılı olduğu ya da güvenini yitirdiği dönemlerde tekrar ön
plana geçer.
2- Anal dönem: Bir buçuk ile üç yaş arası sürer. Besin maddesi
sindirildikten sonra atıkları bağırsağın son bölgesinde birikir ve
anüs kasları üzerinde belirli güçte basınç yaptığında dışarıya
atılır. Dışkının boşalması rahatsızlığa son verir ve bir ferahlama
duy
gusu yaratır. Yaşamın ikinci yılında başlayan dışkılama eğitimi
döneminde çocuk, anüs bölgesindeki gerilimi boşaltmadan duyduğu
hazzı ertelemeyi öğrenmek zorunda kalır. Annenin bu dönemdeki tutumu
ve dışkılama işlevine ilişkin kendi duyguları, çocuğun ileride sahip
olacağı karakter özelliklerini önemli oranda etkiler. Eğer anne katı
ve baskılı bir yöntem uygularsa çocuk dışkısını tutar ve kabız olur.
Bu tutum diğer davranış alanlarını da etkilerse çocuk tutucu bir
karakter geliştirir, ileriki yaşamında inatçı ve cimri olur. Baskılı
yöntem bazen çocuğun kızgınlık yaşamasına ve dışkısını sıklıkla ve
en uygunsuz zamanlarda bırakma alışkanlığı geliştirmesine de yol
açabilir. Böylesi bir tepki biçimi de sonraki yaşamındaki bazı
karakter özelliklelerine ilk örnek olur. Eziyet etme eğilimi,
yıkıcılık, kızgınlık nöbetleri, pasaklılık ve dağınıklık bunlar
arasında sayılabilir. Öte yandan, dışkılamayı. özendiren ve
onaylayan bir annenin çocuğunda dışkılama eyleminin çok önemli
olduğu kanısı uyanır. İleriki yaşamına egemen olacak yaratıcılık ve
üretkenliğe temel oluşturur. Erken anal dönemde ego geç anal dönemde
süpe-rego gelişmeye başlar.
3- Fallik dönem: Gelişimin bu döneminde cinsel organların
işlevlerine ilişkin cinsel ve saldırgan içerikli duygular önem
kazanır. Bu dönemde oluşan ve babasını öldürdükten sonra annesiyle
evlenen Teb Kralından adını alan Oedipus kompleksi, farklı cinsten
olan ebeveyne karşı cinsel duyguların, aynı cinsten olana karşı ise
düşmanca duyguların oluşmasıyla belirlenir. Erkek çocuk annesine
sahip olmak ve babasını aradan çıkarmak, kız çocuk annesini
uzaklaştırarak babasına yakınlaşmak ister. Üç ile beş yaş arasındaki
çocuğun davranışları Oedipus kompleksi etkisi altındadır. Beşinci
yaştan sonra bu etki ortadan kalkar ya da bastırılarak, yaşam boyu
kişiliği etkileyen bir güç olarak kalır. Karşı cinse ve otoriteye,
karşı geliştirilen tutumlar Oedipus karmaşası tarafından belirlenir.
Oedipus kompleksi erkek ve kız çocukta farklılık gösterir.
Başlangıçta her ikisi de gereksinimlerini karşıladığı için anneye
bağlıdır ve annenin sevgisini paylaştığı için babadan hoşlanmazlar.
Bu duygular erkek çocukta sürer, kız çocukta ise değişikliğe uğrar.
Her ikisinde de beşinci yıldan sonra çözümlenir ya da bastırılır. Bu
dönemde süperegonun gelişmesini tamamlaması gerekir. Bu dönemde
cinsel kimlik gelişmeye başlar. Çocuk cinsiyet farklılıklarını
keşfeder, sorular sorar, merakı yüzünden cezalandırılan, sorduğu
sorular ve davranışları için kınanan çocuklar, yetişkinlik döneminde
uygun cinsel kimliği benimsemede sorunlarla karşılaşabilirler.
4- örtülü dönem: Bu dönemde cinsel gelişimin belli bir
aşaması yaşanmamaktadır. Bu dönem çocuğun ilkokul dönemini kapsar.
5- Genital dönem: Ergen, artık yalnızca kişisel amaçlarla
değil, özgeci nedenlerle de diğer insanlara yaklaşmaya başlar.
Cinsel çekicilik, toplumsallaşma, grup etkinlikleri, meslek
planlaması ve yuva kurma isteği bu dönemde belirir. Kendisine dönük
olan çocuk, gerçeklere yönelik toplumsal yetişkine dönüşür
Freud yukarıda tanımlanan dört dönemin birbirinden kesin bir biçimde
ayrılmadığını ve kişiliğin son düzenlemesinde her bir dönemin
katkısının bulunduğunu önemle vurgulamıştır. |
 |