Ana Sayfa

Ana Sayfa

letişim

İletişim

KPSS Dershanesi Logo Anasayfa

KPSS Genel Kültür

KPSS Genel Yetenek

KPSS Eğitim Bilimleri

KPSS Haberleri

KPSS Eğitim Videoları

KPSS A Grubu Hazırlık

KPSS VCD Eğitim Setleri

KPSS Genel Kültür Genel Yetenek Eğitim Seti KPSS Eğitim Bilimleri Eğitim Seti KPSS Genel Kültür Kitapları - Genel Yetenek Kitapları- Eğitim Bilimleri Kitapları KPSS Eğitim Marketi


Öğrenme PsikolojisiKPSS Öğrenme Psikolojisi Konuları Eğitim Bilimleri Öğrenme Psikolojisi Konu ÖzetleriKlasik ve Edimsel Koşullanma Konu Özeti

KLASİK KOŞULLANMA
Klasik koşullanma bu adı, deneysel olarak incelenen ilk koşullanma türü olduğu için almıştır. Bu koşullanma türü, tıbta, fizyolojiye ve psikolojiye önemli katkıları olan Rus fizyologu lvan P. Pavlov'un öncü çalışmaları
sayesinde "klasik" olmuştur. Pavlov 1904'de sindirimin fizyolojisiyle ilgili çalışmaları için Nobel ödülü almıştır. Kendisini koşullanmayla ilgili deneylere yönelten çalışmaları da bu çalışmalar olmuştur

Salya koşullanması
Yiyeceğin sindiriminde salyanın rolünü inceleyen Pavlov, çoğu bilimcilerin başına gelen bir olayla karşılaşmıştır: İşini güçleştiren bir şey vardır. Deney hayvanı olarak kullandığı köpeklerde salya salgılanması yiyecek ağza konmadan önce başlamaktadır. Normal tepkisel davranış, salgılamanın yiyecek ağza konduktan sonra başlamasıdır. Oysa Pavlov, köpeğin standart deney ortamına getirilmesinin bile salgılamanın başlamasına yettiğini görmüştür. Böylece, bir tür öğrenmenin yer aldığını fark eden araştırmacı, bu olayı sistematik olarak incelemeye karar vermiştir .
Pavlov köpekte salya salgılanmasını ölçebilmek için bir ameliyat tekniği ve bir aygıt geliştirmiştir. Ameliyat, salyanın ağızdan dışarıya akmasını sağlamaktadır. Bu işlemden sonra, ağızdan gelen salya damlaları önce bir kapta toplanmakta, sonra da bir tüpten aşağı akmaya başlamaktadır. Böylece salya tüpteki havayı itmekte, hava da termometreye benzeyen bir aracın içindeki renkli sıvıyı itmektedir. Bu sistem sayesinde Pavlov, her salgılamada salya miktarını dakik olarak ölçme olanağı bulmuştur.

Deneyin koşullanma bölümü için Pavlov, köpeği, tek yönlü saydam pencereli ve ses geçirmez küçük bir odacığa koymuş; böylelikle kendisi köpeği rahatlıkla gözlerken, onun kendisini seyrederek dikkatinin dağılmasını önlemiştir. Ayrıca aygıta, istendiği zaman köpeğin erişme alanı içinde olabilen bir kap monte edilmiştir. Yiyecek sunmak için diğer bir yol olarak da köpeğin ağzına yiyecek tozu püskürtme yolu kullanılmıştır. Bunlara ek olarak, istendiği zaman köpeğe, zil, çıngırak ya da metronom seslerinin sunulmasını sağlayacak bir düzenek de hazırlanmıştır.
Deneyin yürütülüşü; zil, çıngırak ya da metronom seslerinden birinin, araya kısa bir süre konarak yiyecekle eşleştirilmesi biçiminde olmuştur, örneğin, Pavlov önce çıngırağı çalıp birkaç saniye sonra da yiyeceği vermiştir. Bir yandan bu eşleştirme tekrarlanırken bir yandan da köpeğin çıngırak sesine karşı salgıladığı salya miktarı ölçülmüştür.

Pavlov'un çalışmasında davranışın kuvvet ölçüsü, bir tekrarda salgılanan salya miktarıdır. Başka deneylerde davranış kuvveti, bir kişinin belli bir testteki başarısıyla ya da belli bir uyarıcıya yapılandavranış sayısıyla ölçülebilir.

Klasik koşullanma olayı anlatılırken örnek olarak salya koşullanmasının seçilmesi, bu olayın her günkü hayatta çok önemli bir rol oynamasından değil, önemli koşullanmaların nasıl meydana geldiğine bir örnek oluştur-masındandır. Aslında çoğumuz bu tür koşullanmaya maruz kalmışızdır. Günümüzde artık, eski büyük Amerikan çiftliklerinde olduğu gibi, çalışanlarda masaya koşuşma ve ağız sulanması davranışlarına yol açan büyük sirenler ve ziller çalınmıyor ama, modern hayatta da yiyeceğin kokusu, yemekten söz edilmesi, hatta yemeğin düşünülmesi bile ağzımızı sulandırmaya yetiyor.

Korku koşullanması
Diğer bir tür koşullanma, korku koşullanması , gündelik hayatta daha önemli bir rol oynar. Çoğumuz korku koşullanması türünde deneyimler geçirmişizdir; bu deneyim ve korkular çevreye yaptığımız uyum (veya uyumsuzluğun) temelini oluşturmuştur, insanlarda korku koşullanmasının psikolojide çok ünlü bir örneği, Albert adlı 11 aylık bir erkek çocuğun vakasıdır (VVatson ve Rayner, 1920).
Deneyin başlangıcında Albert'in hayvanlardan korkusu yoktur. Kendisine beyaz bir tavşan sunulduğunda sevinç gösterilerinde bulunmuş ve hayvandan uzaklaşmak için hiç bir çaba göstermemiştir . Ancak daha sonra kendisine bir fare gösterilirken çok şiddetli bir gürültü duyması sağlanmıştır. Şiddetli gürültüler genellikle çocuklar için, hatta hepimiz için, korku uyandırıcı uyarıcılardır . Ses Albert'in geriye doğru çekilmesine neden olmuştur. Beyaz farenin gösterilip hemen arkasından şiddetli bir gürültünün verilmesi işlemi, birçok kez tekrar edilmiştir. Daha sonra, önceleri korku uyandırmamış olan beyaz tavşan Albert 'te yeniden gösterilince, bu kez tavşanın sadece görünümünden bile korkan Albert ondan uzaklaşmaya çabalamıştır. Hatta bu korku diğer tüylü beyaz nesnelere, örneğin bir insanın yüzündeki beyaz sakala karşı da gösterilmeye başlamıştır. Tavşana ve diğer tüylü beyaz nesnelere bu geçiş, bir sonraki bölümde ele alınacak olan uyarıcı genellemesi olayını göstermektedir.

Şu halde, korkuyu koşullanmak için gerekli olan şey nötr bir uyarıcıyı , doğal ya da koşulsuz bir korku uyarıcısıyla eşleştirmek-tir. Korku koşullanmasının önemli bir özelliği çok çabuk, adeta bir anda oluşmasıdır. Salya koşullanmasının gerçekleşmesi için birçok tekrar gerekir, oysa korku koşullanması birkaç tekrarda oluşur.
Boğulma geçiren bir insanın suya karşı çok şiddetli bir korku geliştirmesi sık sık görülen bir olaydır. "The Locomotive God" (Leonard, 1927) adlı kitapta şöyle bir yaka anlatılmaktadır: Evinden birkaç sokak uzakta dolaşırken tren raylarına çok yaklaşan bir çocuk, geçen bir trenin çıkardığı buharla haşlanmıştır. Yıllar sonra, bir profesör ve ozan olan bu aydın kişi evinden ya da evinin yakın çevresinden uzaklaşması gerektiğinde çok şiddetli bir korku göstermektedir.

Uyancı Genellemesi
Pavlov bir köpeği çıngırak sesi duyunca salya salgılamaya koşulladığında, hayvanın, zil sesi ya da metronom tıkırtısı duyduğu zaman da (daha az miktarda da olsa) salya salgıladığını keşfetmiştir. Yani koşulludavranış asıl diğer benzer uyarıcılara genellenmiştir. Aynı şekilde, tek ve belirli bir nesneye koşullanan bebek de bütün tüylü beyaz nesnelere karşı korku tepkisi göstermiştir .
Çok iyi kontrol edilmiş laboratuar deneylerinin dışında iki ortam hemen hiç bir zaman birbirinin aynı olmaz. Ama biz yine de bir durumdan diğerine devamlı genelleme yaparız. Zaten bu tür genellemeler olmasaydı, öğrenme pek işe yaramazdı. Öğrendiğimiz bir şey tıpatıp benzer bir durum ortaya çıkmadıkça uygulanamaz, bizim de aynı şeyleri tekrar tekrar öğrenmemiz gerekirdi. Neyse ki genelleme, öğrenilmiş birdavranışın çok çeşitli durumlarda işe yaramasını sağlamaktadır.

Laboratuarlardaki hayvanların öğrenme yaşantılan hemen hemen sadece bizim kendileri için planladıklarımızla sınırlıdır. Bunun dışında, oldukça rahat olmasına karşın genellikle tatsız bir hayat geçirirler. Yaşadıkları kutularda kendilerine yiyecek, içecek, arada sırada da oynayabilecekleri ilginç bir şey sağlanır. Ama insanlar için durum böyle değildir. Çocukluktan başlayarak insanlar pek çok öğrenme olanağı ile karşılaşırlar. Gerek doğa gerek diğer insanlar onlara her günün hemen hemen her saatinde bir şeyler öğretirler. Yani insanlar, hayvanlar gibi bir iki alışkanlık öğrenmekle kalmazlar, yüzlerce hatta binlercesini öğrenirler. Bu öğrenme durumlarından bazıları diğerlerine benzer; işte bu gibi durumlarda insanın bir durumda öğrendiği diğer durumlara aktarılır..

Tutumlann Koşullanması
Hepsi değilse bile çoğu tutumlar basit koşullanmalarla oluşurlar. Nahoş bir durumda bulunursak, bu durumun uyandırdığı olumsuz duygular o duruma ilişkin uyarıcılar için koşulludavranış haline gelir. Yoksulluğun acısını yaşamış bir kimse, yoksulluk işareti sayılabilecek uyarıcılar için olumsuz duygulara sahiptir ve bu uyarıcılardan kaçınır. Koşullanma olumlu tutumlar da doğura bilir. Belli bir kişinin yanında iyi vakit geçirmiş, haz duymuşsak, o kişi bize iyi duygular verecek, ona karşı tutumumuz olumlu olacaktır. Bir çocuk pembe takımlı bir sofrada zevkli yemekler yemişse pembe renge hoş duygular koşullanacaktır.

KISACA:
Klasik koşullanmada, nötr bir koşullanma uyarıcısı , belli birdavranışı uyandıran bir koşulsuz uyarıcıyla eşleştirilir. Söz konusu uyarıcıların tekrar tekrar eşleştirilmesinden sonra, koşullu uyarıcı, koşulsuzdavranışa benzer birdavranışı uyandırır hale gelir. Bu-davranışa koşulludavranış denir.
Bir uyarıcıya yapılan tepkiseldavranışların hemen hemen hepsi koşullanmada kullanılabilir. Burada verilen iki örnek salya salgılamanın ve korkunun koşullanmasıydı. Bir öğrenme türü olarak klasik koşullanma, özellikle duygusal ve heyecansal durumlar ile tutumların koşullanmasında önemli rol oynar.
Uygun testlerle, uyarıcı genellemesi denilen bir olayın varlığı gösterilebilir. Bu olay, daha önce koşulsuz uyarıcı ile hiç eşleştiril-memiş oldukları halde koşullu uyarıcıya benzeyen uyarıcılara da koşullu davranışın gösterilmesi durumudur.

EDİMSEL KOŞULLANMA
Edimsel koşullanma durumundaki bir organizma bir takımdavranışlar ortaya koyar , etrafta dolaşır, koklar, nesnelere bakar, onları iter; fakat klasik koşullanmada olduğu gibi belirli bir uyandırılmış davranış göstermez. Sonunda yaptığı davranışlardan biri bir ödül alır ya da cezadan kaçınmasını sağlar. Bütün bunları özetle şöyle ifade edebiliriz: Edimsel koşullanma, ödüle götüren ya da cezadan kurtaran bir davranışın yapılmasını öğrenmektir.
Klasik ve Edimsel koşullanma Arasındaki Farklar
Edimsel koşullanmayı tanımladıktan sonra, bu koşullanma türüyle klasik koşullanma arasındaki farklara biraz daha yakından bakalım.

Belli başlı üç fark vardır:

1- Uyarıcının türü,
2- Öğrenilendavranışın türü ve
3- Davranışın pekiştirmeyle olan ilişkisi.
Uyarıcı: Klasik koşullanmada uyarıcı bir ışık ya da ses gibi belirli bir olaydır ve kısa bir süre için sunulur. Edimsel koşullanmada ise uyarıcı belirli bir olay değildir; çok daha uzun süreli ve birçok öğesi olan bir durumdur. Bu öğelerden sadece biri ya da birkaçı öğrenme ile ilişkilidir.

Davranış: Klasik koşullanmada davranış da tıpkı uyarıcı gibi belirlidir. Ayrıca bu davranış, genellikle tepkisel olarak yapılan ve doğuştan gelme bir davranışdır. Edimsel koşullanmada ise davranışlar, uyarıcı durumda yapılan rastlantısal davranışlardır ve başlangıçta çeşitlilik gösterirler.

Davranış ve pekiştirme: En önemli fark, pekiştirmenin yapılan davranışla ilişkisidir. Klasik koşullanmada pekiştirme daima, insan ya da hayvanın yaptığından bağımsız olarak, koşullu uyarıcının sunulmasından hemen sonra yapılır. Pekiştirme, yapılan dav-ranışdan bağımsızdır. Edimsel koşullanmada ise pekiştirme davranışa bağımlıdır. Denek doğrudavranışı yaparsa pekiştirilir, aksi halde pekiştirilmez.
Edimsel Bir Davranışın Öğrenilmesi

Edimsel koşullanmayı göstermenin en iyi yolu, önceleri Skinner kutusu diye bilinen fakat artık Profesör Skinner'e saygı gereği edimsel kutu adıyla anılan bir kutuda olup bitenleri izlemektir.

Bu aygıt çeşitli gereçlerle donatılabilen bir kutudur. Bir, iki ya da daha çok sayıda manivelası, bir ya da birkaç ışık kaynağı, içine yiyecek parçalarının düşürülebileceği bir yiyecek kabı, su sunmayı sağlayacak bir su kabı, elektrik şoku uygulanmasına elverişli madeni ızgara biçiminde bir tabanı olabilir. Bu kutu bize çok çeşitli öğrenme durumlarını inceleme olanağı verir. Bununla beraber, en basite indirgenmiş haliyle edimsel kutu, duvarlarından birinde kutunun içine doğru uzanan bir manivelası, (pedal) onun altında da hayvanı yiyecekle ödüllendirmeye olanak sağlayan bir yiyecek kabı bulunan basit bir kutudan ibaret de olabilir.
Elektrik devresiyle manivelaya bağlanmış bir araç da sıçanın manivelaya her basışını kağıt üzerine kaydeder. Bu araca birikici kayıt aracı denir; çünkü ilkdavranış kalemi bir birim, ikincidavranış bir birim daha, üçüncü davranış bir birim daha ilerletir. Yani, davranış kayıtları birbirine eklenir, birikir. Kayıt kağıdı da belli bir hızla hareket ettiği için, kayıttaki dik bir çizgi sıçanın sık sıkdavranış-da bulunduğunu; göreli olarak yatık bir çizgi ise çok az davranışda bulunduğunu gösterir
Şimdi diyelim ki aç bir sıçanı, bir kayıt aracına bağlanmış olan edimsel kutuya koyduk. Hayvan kutuya yabancı olduğu için, yabancı şeyler de hayvanlarda genellikle korku uyandırdığı için, önce korku belirtileri gösterecektir. Fakat kutu aşina hale geldikçe bu korku belirtileri kaybolacak ve sıçan araştırıcı davranışlarına başlayacaktır.Çeşitli davranışlar gösterecek, duvarları ve aralıkları kok-layacak, tabanı ve duvarları tırmıklayacak, arka ayakları üzerine kalkacak, zemin boyunca koşacak, en sonunda da manivelayı hareket ettirecektir, Bunu belki üstüne abanarak, belki başıyla vurarak, belki de ön ayaklarıyla tutarak yapacaktır. Manivela hareket edince de depodan otomatik olarak çıkan bir yiyecek parçası yiyecek kabına düşecek, aynı anda yiyecek mekanizmasının tıkırtısı ve düşen yiyeceğin çıkardığı ses duyulacaktır. Bu, sıçanın ilk doğrudavranışı ve kutudaki ilk ödülüdür. Sıçanın yiyeceği görüp yemesi için ise bir dakika kadar bir süre daha gerekmiştir. Sıçan bu ilk yaşantıdan pek fazla bir şey öğrenmemiştir. Fakat hayvan aç olduğu için, yediği yiyecek parçası onu genel uyarılmış haline getirmiş ve daha büyük bir çabayla etrafı araştırmaya başlamasına neden olmuştur. Rastlantı sonucu, sıçan bundan sonra 20 dakika boyunca manivelayı hiç hareket ettirmemiştir. Bu sürenin sonunda, yani deneyin başlamasından itibaren toplam 35 dakika geçtikten sonra, sıçan ikinci kez uygundavranışı göstermiştir. Üçüncüdavranış 47., dördüncüdavranış da 71. dakikada yapılmıştır. Bu noktada sıçan olup bitenleri "anlamaya" başlamıştır. Daha teknik bir dille söyleyecek olursak, koşullanmıştır, davranışlar sıklaşmıştır. Bir noktadan sonra da, artık hayvan manivelaya basıp yiyeceği yeme davranışlarını öğrenmiş olacaktır.
Başlangıçtan aşağı yukarı 80 dakika sonra sıçan manivelaya basarak yiyecek alabileceğini anlamıştır. O noktada hayvanındavra-nış sıklığı yüksek ve düzenlidir; yani hayvan koşullanmıştır.

Bu deney edimsel davranışın koşullanmasına bir örnektir. Oturumun başında sıçanın edimsel davranışları çok çeşitliydi: koklama, tırmıklama, koşma, arka ayakları üzerinde durma, seyrek olarak da manivelaya basma. Fakat bu davranışlardan ancak biri, manivelaya basma ödüllendiriliyordu. Bu davranışla ödülün birkaç kez eşleştirilmesinden sonra da hayvan söz konusudavranışı öğrenmişti.Burada dikkat etmemiz gereken nokta sıçanın uygun davranışı kendiliğinden ortaya koyması gereğidir; klasik koşullanmada olduğu gibi uyandırılan tepkisel bir davranış yoktur.

Ayırdetmeyi Öğrenme
Bir uyarıcıya belli birdavranışı, diğer bir uyarıcıya başka birdavranışı yapmayı öğrendiğimiz zaman, buna ayırdetmeyi öğrenme denir. Bu tür öğrenme hem klasik hem de edimsel olabilir. Pavlov köpeklerine çıngırak sesiyle zil sesini birbirinden ayırt etmeyi öğretebiliyordu. Bunu sağlamak için yaptığı şey de sadece uyarıcılardan birini sunduğunda pekiştirme yapmak, diğerini sunduğunda ise yapmamaktı. Genellikle kullanılan işlem şöyledir: Önce bir köpek çıngırak sesine koşulludavranış gösterecek şekilde yetiştirilir. Daha sonra deneyci arada sırada zili çalar fakat arkasından yiyecek vermez. Önceleri köpek zil çalınca da salgılamada bulunur. Bu bir uyarıcı genellemesi örneğidir, çünkü çıngırakla zilin sesi birbirine benzer. Fakat zille yapılan tekrarların ödülsüz kalması sürdükçe, köpek, çıngırak sesine salya salgılamaya devam etmesine karşın, zil sesine gittikçe daha az salgılamada bulunur. En sonunda da zil sesine hiç salya salgılamaz, çıngırak sesi
ne ise her zaman salgılar hale gelir. Hayvan koşullu bir ayırdetme öğrenmiştir.
Edimsel durumlar da ayırt etmeyi öğretecek şekilde hazırlanabilir. Deneyci edimsel kutudaki elektrik sistemini öyle ayarlar ki manivelaya basmak, ancak kutu aydınlatılmışken yiyecek sağlar. Bir süre sonra sıçan aydınlıkla karanlığı ayırtdetmeye ve manivelaya ancak kutu aydınlatılmışken basmaya başlar, ya da aynı noktadan ayrılan iki yoldan karanlık olanın yiyeceğe götürmesi, aydınlık olanın ise götürmemesi sağlanabilir. Yeterince tekrar yaptırılırsa aç bir sıçan aydınlık yolu karanlık yoldan ayırt etmeyi öğrenir.
Gündelik hayatımızda da öğrenilmiş ayırt etmeler pek çoktur. Küçük çocuk bir fincan sütü ekmek parçasından, köpeği tavşandan, anneyi babadan ayırt etmeyi öğrenir. Daha büyük çocuklar da kırmızı trafik lambasını yeşilden, elmayı portakaldan, ayıyı aslandan ayırdetmeyi öğrenirler. Aslında, yaptığımız şeyleri düşünecek olursak, içinde öğrenilmiş ayırt etmenin yer almadığı bir durum bulmak hayli güçtür. Eğitimin büyük bir bölümü de kelimeler ya da kavramlar arasında bir takım ayırt etmelerin öğrenilmesinden oluşur. Bu çeşitliliğe karşın, bütün ayırt etme öğrenmelerinde yaptığımız şey, farklı uyarıcılara fark-lıdavranışlar bağlamaktan ibarettir.

Premack ilkesi: Büyük annenin Kurallan Davranışçı psikolog David Premack tarafından geliştirilen bir ilkedir. Ancak bu ilke aileler tarafından çok eski zamanlardan beri kullanıldığı için 'büyükannenin kuralı' olarak da bilinmektedir.
Bu ilkeye göre çok sık görülen (tercih edilen) davranış pekiştireç olarak kullanılarak, az gösterilen (tercih edilmeyen) davranış tip ortaya çıkarılmaya çalışılır (VVoolfolk, 1980). Bu ilke kullanılırken az gösterilen davranıştan başlanılır. Örneğin, sebze yemeğini sevmeyen, ancak tatlıyı çok seven bir çocuğa, sebze yedirmek için "Sebze yemeğini bitirdikten sonra, tatlı yiyebilirsin" denebilir.
Premack ilkesinin kullanılması kolay olduğu için sık sık uygulanabilir. Okulda öğretmen, yazı yazmada isteksiz olan, ancak oyun oynamaktan zevk alan çocuklara 'Yazı yazarsanız, teneffüse çıkabilirsiniz" diyerek onların yazı azı yazmalarını sağlayabilir. Ancak, bu ilke çok sık kullanılırsa, çocuk yaptığı her tür olumlu davranışın karşılığını istemeye başlayabilir.
Premack ilkesini kullanırken öğrencinin hangi davranışları çok sık, hangilerini daha az gösterdiğinin belirlenmesi ve daima az görülen davranışın ilk önce yaptırılması gerekir. Örneğin öğrenciye "Teneffüsten döndükten sonra ödevini tamamla" dediğimiz zaman, öğrenci ödülünü önceden aldığı için davranışı göstermeyebilir.

Kaçınma Koşullanması
Bir kişiden, bir nesneden ya da bir durumdan kaçınmayı öğrenme hem klasik de edimsel bir öğrenmedir. Ancak kaçınma durumunda bu iki tür öğrenme bir biçimde birbirine bağlanmıştır. Kaçınma koşullanması olabilmesi için önce korku ve kaçma koşullanmasının yer almış olması gerekir.
Daha önce gördüğümüz gibi korku koşullanması klasik bir koşullar yani nötr bir uya
rıcı doğal olarak korku uyandıran bir uyarıcı eşleştirilir. Pavlov usulü bu eşleştirme kısa sürede koşullu bir korku yaratır .Korkuya neden olan uyarıcı koşullu koşulsuz da olsa bu kural geçerlidir. Ancak nasıl kaçılacağı tecrübesiz bir organizma için her zaman pek açık değildir; genellikle organizmanın bunu öğrenmesi gerekir. Çabuk öğrenilme hem korku hem de kaçma koşullanmasının ortak özelliğidir.
İnsanlardaki kaçınma da aynı şekilde çözümlenebilir. Örneğin çocukların sıcak nesnelerden kaçınmayı öğrenebilmeleri için, birkaç kez kızgın nesnelere dokunmaları, sonra da tepkisel olarak ellerini çekmeleri (kaçmaları) gerekir. Bu sırada çocuklar sobaya, sigaraya ya da aleve karşı (dokundukları nesne hangisiyse) koşullu bir korku geliştirmişlerdir. Bu korku da kaçınmaya neden olur.
Yetişkin insanlar da korku duydukları durumlardan kaçınırlar çünkü korku ve kaçma koşullanmaları yoluyla, kaçınmaya koşullanmışlardır.

Söndürme ve Bastırma
Öğrenme konusundaki çalışmalar sadece davranışların öğrenilmesi ve kazanılması ile değil, daha önce öğrenilmiş davranışların zayıflaması, ile de ilgilidir. Bu, oldukça önemli bir konudur; çünkü gündelik hayatta, öğre-nilmişdavranışların zamanla zayıfladıkları çok sık görülen bir olay dır. Ayrıca, insanların kazandıkları pek çok alışkanlıklar da istenecek alışkanlıklar değildir; dolayısıyla bunları zayıflatmak ya da bunlardan büsbütün kurtulmak istenir. Öğrenilmiş bir davranış nasıl zayıflatılabilir?

Bu üç şekilde sağlanır:

1- Unutma: Bunu başarmak için bir yol, kişinin söz konusudavranışı unutmasına olanak sağlamaktır. Herhangi bir şeyi öğrenmiş olan deneği, öğrendikten günler ya da aylar sonra teste tabi tutarsak, öğrendiği şeyi, öğrenme tekrarlarından hemen sonraki kadar iyi bilememe olasılığı yüksektir. Öğrenilmiş bir şeyin bu şekilde kaybolmasına unutma ya da hatırda tutamama denir. Bugün psikologlar unutma konusunda bir hayli bilgiye sahiptirler; ne zaman az olacağını, ne zaman çok olacağını kolayca kestirebilirler. Unutma daha çok sözel öğrenme durumlarında kendini gösterir. Sözel olmayan alışkanlıklarda ise unutma çok daha azdır. Sözel olmayan bir alışkanlığın gücü, eğer bu alışkanlık uzun süre kullanılmamışsa, bir dereceye kadar zayıflar; fakat pekiştirilmiş birkaç tekrar, onu genellikle bütün gücüyle geri getirir.

2- Söndürme: Bir davranışı zayıflatmanın ikinci yolu onu söndürmedir. Söndürme bir işlem, sönme ise bu işlemin sonucudur. İşlemin kritik öğesi, söndürmek istediğimizdavranışı artık pekiştirmemektir. Bu farkın dışında, sönme sırasındaki diğer bütün işlemler öğrenme sıra-sındakilerin aynıdır. Pavlov usulü ya da klasik dediğimiz koşullanmada, deneyci koşullanmış hayvana çıngırağı çalar fakat beraberinde yiyecek vermez. Edimsel koşullanmada ise, deneyci hayvanın manivelaya basmasına olanak verir fakat bu çabasını yiyecekle ödüllendirmez. Söndürülecek öğrenme, kaçınma öğrenmesi de olsa, motor bir öğrenme de olsa, ayırdetme öğrenmesi de olsa, işlem aynıdır.davranışı sona erdirmek için, hangi tür olursa olsun, pekiştirmeye son verilir
Söndürmenin sonucu, öğrenilmiş davranışın zayıflamasıdır. Pavlov usulü salgılama koşullanmasında, çıngırak sesi verildiğinde salgılanan salya damlalarının sayısı azalır. Manivelaya basma durumunda, basışlar gittikçe seyrekleşir. Labirent öğrenmede ise koşu hızı yavaşlar, hatta hemen hemen sıfıra iner.
Sönmeyle ilgili bu ifadeler konusunda bazı ek açıklamalar yapmak gerekir. Söylenenler olumlu pekiştireçlerle yapılan öğrenmeler için doğrudur; fakat itici uyarıcılarla yapılan öğrenmeler için pek doğru değildir. Örneğin korku koşullanması, öğrenilmesinin çabukluğuna karşın kolay kolay sönmez. Aslında bütün heyecansal davranışların söndürülmesi güçtür ve bu durum aşırı korkuları ve kaygıları olan kişilerin psikoterapisinde dikkate alınması gereken önemli bir noktadır. Ancak klasik türdeki korku koşullanması çok yavaş bir biçimde de olsa söner.

Kaçınma koşullanması sönmeye son derece dirençlidir. Bazı hayvanlarda ve durumlarda binlerce tekrardan sonra bile sönmeyebilir. Bu durum, örneğin, zil sesini duyunca bir bölmenin üzerinden atlamayı öğrenen köpeklerde gözlenmiştir. Kaçınma koşullanmasında sönmeyi güçleştiren iki özellik vardır. Bunlardan birincisi, kaçınmanın korku koşullanmasına bağlı oluşudur ki bu tür koşullanma kendisi de güç söner, ikinci ve daha önemli olan özellik ise, kaçınma durumunda başarılı bir deneğin pekiştirecin kesildiğinden haberdar olamayışıdır. Denek bir uyarı işaretini gördüğü (ya da duyduğu) za-mandavranışda bulunmayı öğrenmiştir. Dolayısıyla cezanın kaldırılması denek için hiç bir şey ifade etmez; ta ki kaçınmadavranışını zamanında yapmasın ve buna karşın şokun gelmediğini görsün. Aslında bu gibi tek tük olaylar da pek etkili olmamaktadır. Deneye yeterince devam edilirse en sonunda bir dereceye kadar sönme görülmekte, ama bu hiç bir zaman tam bir sönme olmamaktadır.

3- Bastırma: Bir davranışı zayıflatmanın üçüncü yolu bastırmadır. Bu işlem yolunda daha önce öğrenilmiş birdavranışın her yapılışında ceza uygulanır. Bastırma aslında, daha önce koşullanmışdavranışı zayıflatan bir edilgen kaçınma öğrenmesidir. Örneğin bir fare edimsel kutuda yiyecek için manivelaya basmaya koşullanmış olsun. Budavranışı zayıflatmak için, hemdavranış yapıldığında yiyecekle pekiştirmemek suretiyle söndürme uygulanabilir; hem de hayvan, manivelaya her basışında şokla cezalandırılabilir. Genellikle ceza,davranışı geçici olarak bastırır fakat sürekli olarak ortadan kaldırmaz. Davranışı cezayla bastırmanın kuralları da oldukça karmaşık gibi görünmektedir.

Kendiliğinden geri gelme
Davranışların söndürülmesini ve bastırılmasını karmaşık hale getiren etkenlerden biri de davranışların kendiliklerinden geri gelme eğilimleridir. Pavlov, köpeklerine bir dizi sönme tekrarı yaptırdıktan sonra, aradan bir iki gün geçince, salgılamadavranışının geri geldiğini görmüştür. Bu davranış, söndürme sürecinin sonundaki duruma kıyasla daha kuvvetliydi. Bu geri gelişe kendiliğinden geri gelme adını verdi. Bu olay tersine bir unutma da sayılabilir; yani sönmenin unutulması
olarak düşünülebilir. Böylece unutma ve sönmenin yavaşlığı ile cezanın göreli etkisizliğine kendiliğinden geri gelme faktörü de eklenince öğrenilmiş davranışların giderilmesi hayli güçleşmektedir.

Aralıklı Pekiştirme
Davranışların giderilmesini yavaşlatan diğer bir etken de aralıklı pekiştirmedir. Şimdiye kadar anlatılan deneylerde pekiştirme devamlı olarak yapılıyordu. Yani, koşullanma ve öğrenme tekrarlarının hepsinde pekiştirme uygulanıyor, sönme tekrarlarında ise hiç uygulanmıyordu. Deneysel durumlarda bu mümkündür, çünkü psikologlar iste-diklerince tutarlı olabilirler.
Gündelik hayatta ise olaylar nadiren tutarlıdır. Ateşle oynayan bir çocuk her zaman ateşe yanacak kadar yaklaşmaz. Ana-baba-lar da, kendi psikolojik durumları ve çocuklara dikkat dereceleri değişebileceği için ödül ve ceza vermede her zaman tutarlı olmazlar. Dolayısıyla çocuklar aynıdavranış için bazen ödüllendirilip bazen ödüllendirilmezler; ya da bazen cezalandırılıp bazen cezalandırılmazlar. İşte aralıklı pekiştirme dedavranışla-rın bazen pekiştirilip bazen pekiştirilmemesi-dir.davranışların her yapılışlarında pekiştiril-melerine ise devamlı pekiştirme denir. Pekiştirmenin devamlı ya da aralıklı olmasının ne önemi vardır?
Bu soruya, aralıklı pekiştirmenin düzenleniş biçimine göre çeşitli cevaplar verilebilir Aralıklı pekiştirmenin düzenleniş biçimine pekiştirme tarifesi denir. Pratikte bu terim aralıklı pekiştirme ile hemen hemen eşanlamda kullanılır. Bir tarife zamana o şekilde bağlanabilir kidavranışlar, örneğin 10 dakikalık aralıklarla pekiştirilir. Bu arada deneğin kaçdavranış yaptığı önemli değildir; pekiştirilmesi için, belirlenmiş süre geçtikten sonra tek birdavranış yapması yeterlidir. Bu tür tarifelere fasılalı tarife denir. Diğer bir tarife türünde, oranlı tarifelerde ise, pekiştirme belli birdavranış sayısından, örneğin lOdavranışdan sonra yapılır.
Fasılalı tarifelerde pekiştirmeler arası zaman, oranlı tarifelerde de pekiştirmeler ara-sıdavranış sayısı eşit tutulursa, bu çeşit tarifelere sabit tarifeler denir. Bu durumlarda psikologlar sabit fasılalı) ve sabit oranlı tarifelerden söz ederler. Tabii değişken fasılalı ve değişken oranlı) tarifeler de vardır. Bu tür tarifelerde pekiştirmeler arası zaman ya dadavra-nış sayısı bir seferden diğerine değişir.
Pekiştirme tarifeleriyle elde edilen sonuçlardan biri şöyle ifade edilebilir: Bu tarifelerle çalışan denekler devamlı pekiştirme tarifesiy-le çalışanlara kıyasla daha fazla davranış gösterirler. Özellikle fasılalar ya da oranlar büyükse,davranış sayısı daha da yükselir. Devamlı pekiştirme tarifesiyle saatte yüz dolaylarında olandavranış sayısı bu tarifelerde binlere çıkar.davranış sayısındaki bu yükseklik aralıklı pekiştirme tarifelerinden sonraki sönme sırasında kendini daha da belirgin bir şekilde gösterir; çünkü sönme sırasında ödül yoktur, dolayısıyla da yemek ya da içmekle vakit geçirilmez. Ayrıca, aralıklı pekiştirmeden sonraki sönme devamlı pekiştirmeden sonraki sönmeye kıyasla çok daha uzun sürer.