|
KPSS Öğrenme Psikolojisi Konuları
Öğrenmeyi Etkileyen
Faktörler Konu Özeti
ÖĞRENMEYİ ETKİLEYEN
FAKTÖRLER
Öğrenmeyi" etkileyen etkenler çok çeşitli ve karmaşıktır.
Bunların her birini,diğerlerinden ayırarak incelemek pek zordur.
Psikologlar, bu alanda sayısız deneyler yapmışlardır. Burada 'güdü'
başta olmak üzere bunların önemlilerine göz atacağız.
Güdülerin kaynağı, bireylerin gereksinimleridir. "Gereksinme"
bedende herhangi bir nesnenin azalmasına ya da yokluğuna dayanır.
Gereksinme, kendini,giderilmesi gereken fizyolojik bir "güç" ya da
"gerilim "biçiminde ortaya koyduğu zaman "dürtü" (drive) oluşur.
Örneğin, aç ve susuz kalmamak, bireyin bir "gereksinmesi" dir. Açlık
ve susuzluğun organizmada yaptığı "fizyolojik gerilim" hali bir
"dürtü" dür.
Dürtünün organizmada belli bir davranışa yönelmesine de "güdü"
(motive) denir. Böylece, dürtü, daha çok fizyolojik; güdü de, daha
çok psikolojik bir terimdir. Güdülerin gerçeklerle teması sonucunda
"davranış" ortaya çıkar.
Davranışın nedeni, değişik tür ve şiddetteki güdülerdir. 'Güdüleme'
halinde birey, daha çok içten gelen bir "itki" ya da "dür-tu'nün,
kimi zaman da dış etkenlerin de etkisiyle, bazı etkinlikleri yapmaya
çalışır. Bu bakımdan, öğrenmede'de, güdülemeye, büyük önem verilir.
Anlaşılmış olacağı üzere, "dürtüler" ya da "itkiler", güdülerin
bedensel ya da fizyolojik temelini oluşturur. Güdüler ise, hem
fizyolojik hem de toplumsal olabilir.
İlk filozoflar, kişinin herhangi bir işi yapması için isteğe önem
vermişlerdi. Böyle bir davranış bilimde, her hareketin bir nedeni
olması gerektiğini belirten "nedensellik" ilkesine aykırı düşer.
öğrenmede güdüler üç yönden önemlidir:
1. "Güdü", davranışı oluşturan en önemli koşuldur. Örneğin, aç
olmayan organizmaya yiyecek gösterilsede, salya çıkarmaz.
2. "Güdü", "pekiştirme" için de gereklidir. Bu nedenle güdü,
öğrenmenin temel koşuludur. Örneğin, yiyecek aç bir organizma için
uygun bir ödüldür; su da susamış bir organizma için.
3. "Güdü", davranışın değişkenliğini de denetler. Yani,
davranışın şu ya da bu yönde olmasını sağlar. Böylece, organizmanın
doğru tepkide bulunabilme olasılığı artar.
Öğrenme sürecinin anlaşılması açısından önem taşıyan bir başka
kavram da pekiştirmedir. Ödüllendirilen davranışların daha çabuk ve
kalıcı biçimde öğrenildiği ilkesine dayanan pekiştirmede pek çok
tartışmaya yol açmış bir kavramdır.
Öğrenme sürecinde rol oynayan başka pek çok etken bulunduğunu öne
süren psikoloji bilginlerine göre çağrışım kuramı evrensel bir
geçerlilik taşımaktadır. Örneğin,Geştalt okuluna göre öğrenme
yalnızca çağrışım yoluyla değil,çevredeki ilişkilerin yeniden
yapılandırılmasıyla gerçekleştirilir. Dil yetisinin psikolojik
boyutlarını inceleyen ruh dil bilim uzmanları dil öğreniminin
çağrışım kuramıyla açıklanamayacak kadar çok sözcük ve birleştirme
kuralının öğrenilmesi sonucunda oluştuğunu ileri sürmüşlerdir.
Öğrenmeyi etkileyen etkenler, genel olarak 4 bölümde incelenir:
1. Fizyolojik etkenler
2. Psikolojik etkenler
3. Isı,ışık,rutubet ve gürültü gibi çevresel etkenler
4. Çalışma yönteminin yeterli ya da yetersiz oluşu
ÖĞRENMEYİ ETKİLEYEN FİZYOLOJİK ETKENLER
Öğrenmede fizyolojik etkenlere,"fizyolojik güdüler" de denir.
Bunlar,canlı varlığın bir "denge" halinde kalabilmesi için
gereklidir. Böyle bir denge sağlanmadığı sürece birey,kendini
huzursuz hisseder;bu gereksinmelerini gidermek için etkinlikte
bulunur. Açlık ve susuzluk gibi güdüler böyledir.
Öğrenme için en temel koşul,organizmanın en yüksek derecede
uyarılmış olmasıdır. Buna öğrenme için "duyarlık kazanma" da denir.
Uyurken öğrenme olabilirse de bunun çok yüzeysel olabileceği kabul
edilmektedir. Etkili bir öğrenmenin olabilmesi için
organizmanın,çevresine karşı uyanık olması gerekir .Bu da her şey
den önce fizyolojik güdülerle sağlanır. Bireyin temel fizyolojik
gereksinmelerine dayanan güdülere hayvansal güdülerde denmektedir.
Fareler üzerinde yapılan deneylerden anlaşıldığına göre güdüler
duyurulmadığı sürece,fare huzursuz olmakta ve bedensel
etkinliklerini arttırmaktadır.
1. Açlık güdüsü: Açlık,bireyin en önemli fizyolojik
güdüsüdür. Çok duyarlı araçlarla psikologların,bu konuda yapmış
oldukları deneyler acıkan farenin,yiyecek aramak için çok sayıda
beden hareketi yaptığını göstermiştir. Farenin hareketleri başka bir
yere,bir araçla kaydedilmiştir.
İnsanlar üzerinde yapılan deneylerde de açlık duygusunun,mide
kasılmalarının sayısını arttırdığı görülmüştür. Aç iken kanın
kimyasal yapısında da bazı değişiklikler olduğu sanılıyor.
Hayvanların yiyeceklere karşı gösterdikleri istek,tamamen fizyolojik
güdü ya da gereksinmelerle açıklanabilir. İnsanların iştahı üzerine
böyle bir genelleme yapmak olanağı yoktur. Çünkü,insanlar herhangi
bir yemeğe karşı çeşitli etkenlere etkisi altında iştah belirtisi
gösterebilirler.
2.Susuzluk güdüsü: Susuzluk güdüsü de davranış üzerine,açlık
güdüsü gibi etki yapar. Beyaz farelerin bir günde içtiği sureden
yüzeyi ile doğru orantılıdır. Susadığımız zaman ağzımız ve boğazımız
kurur. Bu, bedende ki su kaybının bir belirtisidir. Bu halde mideye
su verilince,bir süre sonra su gereksinmelerinin gittiği
görülmüştür. Bedenlerinden çeşitli miktarda su çıkarılan
köpeklerindir süre sonra bu suyu yeniden aldıkları görülmüştür.
Bedende ki su miktarının "hi-pofiz bezi"nin çıkardığı bir salgı
tarafından ayarlandığı bilinmektedir. Açlık ve susuzluk güdülerine
cinsellik güdüsü de eklenebilir. Çünkü cinsellikte fizyolojik
güdüdür.
3.Diğer fizyolojik güdüler: Bireyi etkinliğe götüren diğer
fizyolojik güdüler arasına "oksijen gereksinmesi" , "yenen
besinlerden sin
dirilmeyen kısımların bedenden atılması" gibi güdülerde
katılmaktadır. Buna, "beden ısısını koruma" güdüsü de eklenebilir.
Bu gereksinme,beynin altındaki "hipotalamus" bölgesi
tarafından,kendiliğinden sağlanmaktadır. Bununla birlikte bireyde
fazla sıcakta soğuk şeyler yemek ve içmek,soğutucu kullanmak
suretiyle buna yardım ediyor. Soğukta da -bunun tersine yiyecek ve
giyeceğini artırarak ayarlamayı yapıyor
4. Etkinlik ya da dinlenmiş halde bulunmak güdüsü: Bireyin
etkinlik gereksinmesi de bir güdü biçiminde görülmektedir. Etkinlik
aracılığıyla kan dolaşımı hızlanır,oksijen bedene daha çok girer Bu
da canlının yıpranmasına engel olur, dinçliğini arttırır .Özellikle
oksijen,beyin hücreleri için çok gereklidir. Buradan "insanın
öğrenebilmesi" için "dinlenmiş halde bulunmaya yani yorgun olmamaya
gerek olduğu sonucu ortaya çıkar. Yorgun olduğumuz zamanlarda
verimli çalışamayız.
Fizyolojik güdülerin etki oranı : Yukarıdaki fizyolojik
güdüler, bireyin yaşamına hangi oranda etki yapmaktadır? Bu konuda
iki yönteme göre araştırma yapılmıştır:
l.Bir güdüyü başka bir güdü ile karşılaştırarak bireyin hangi güdüyü
seçtiğini anlama yöntemi
2.Engel koyma yöntemi
Güdüleri, içgüdülerle karıştırmamak gerekir. İçgüdü doğuştan
getirdiğimiz ve öğrenme ile yani sonradan değiştiremediğimiz belirli
davranışlardır. Kuşların yuva yapması örümceğin ağını örmesi,arını
bal yapması,yeni doğan çocuğun meme emmesi gibi. İçgüdülerin öğrenme
ile ilgisi yoktur. Yapılan psikolojik araştırmalar, fareden
insanlara doğru yükseldikçe içgüdü sayısının gittikçe azaldığını
göstermiştir. İnsan gibi yüksek dereceli hayvanlarda,bunun yerine
"uslamlama" yeteneği gelişmiştir. İnsanlar,davranışlarını
düşünerek,uslamlama yaparak(akıl yürüterek) yaparlar.
İnsanlarda,bunu merkezi sinir sistemi sağlamaktadır.
Beyin,insanlarda çok karmaşık bir hal almıştır Sonuçta,öğrenme
zihinsel gelişimin ürünüdür.
İnsanlarda,fizyolojik gereksinmelere dayanan davranışların çoğu
"öğrenilmiş" tir. Yani öğrenme yolu ile kazanılmıştır. O artık
fizyolojik değerini yitirmiş ve toplumsal bir biçime bürünmüştür.
Toplum,bu konularda bir çok kurallar ortaya koymuştur. İnsanlar,bu
güdülerini toplumun kurallarına göre doyurmak zorundadırlar.
İnsanlarda, içgüdü ve diğer güdüler, zamanla yerlerini
alışkanlıklara bırakırlar. Yani,bir tepki yinelendikçe artık o
tepki,kendisini ortaya çıkaran "güdü" olmaktan çıkarıyor ve bir
"alışkanlık" haline geliyor. Bu nedenle,insanlar kimilerine göre,
"alışkanlıkları ile yaşayan bir yaratık" olarak kabul edilmektedir
Eğitim de, bu anlamda bir alışkanlık kazandırma sürecidir.
|
 |